Anasayfa / Klinik Psikoloji / Vücut Dismorfik Bozukluğu (Bedenini Beğenmeme Bozukluğu)

Vücut Dismorfik Bozukluğu (Bedenini Beğenmeme Bozukluğu)

Çirkinlik takıntıları da ailesinde böyle bir hasta olmayanın tahmin edemeyeceği kadar ağır bir durumdur. Bu hastalar görünüşlerindeki hayali bir kusurla uğraşıp dururlar. Bu hastalığa ‘vücut dismorfik bozukluğu’ denir. ‘Morf’ şekil demektir, ‘dis’ de bozukluk anlamına gelen bir önektir. Vücut dismorfik bozukluğunun eski adı ‘dismorfofobi’ idi (yani ‘şekil bozukluğu korkusu’). Aynı rahatsızlık ‘monosemptomatik hipokondriyazis’ (yani ‘tek belirtili hastalık hastalığı) adıyla da anılır.

Burunlarının iri olduğunu düşünüp her aynada, camda, su birikintisinde şöyle bir yüzlerini süzenler bu kişilerdir. Burunlarından nefret ederler, kendilerinden neredeyse iğrenirler, çirkinliklerini kimseye göstermemek için insanlardan kaçarlar. Estetik cerrahların, kulak burun boğaz doktorlarının kapılarını aşındırırlar. Doktorlar burunlarının gayet normal olduğunu söylerler, bu kişileri ameliyat etmek istemezler. Yine de ikna olmazlar. Ya doktoru bin türlü numarayla ameliyata zorlamaya çalışırlar ya da başka doktora giderler. Halbuki çoğunun burnu hokka gibidir, kusur varsa da bu hiç de çirkin sayılamayacak kadar hafiftir.

Sadece burunlarına takmazlar elbette. Mesela küçücük kulaklarının kepçe olduğunu düşünen de vardır. Bir milyon kişi bunlara kepçe kulaklı olmadıklarını söylese, inanmazlar. Saç uzatırlar, şapka kullanırlar.

Bazısı gözlerinin şekline takar. ‘Yok efendim badem gözlüyüm, halbuki ben yuvarlak gözlü olmak istiyorum,’ diyenini mi istersiniz, bir gözünün büyük olduğunu düşüneni mi, sol yanağında bir yerde damarlarının belirginleştiğini iddia edeni mi. Kadınlar arasında saçlarım zayıf veya soluk diye hayatı kendilerine zehredenler vardır. Erkekler cinsel organlarını küçük zannedip kız arkadaş edinmekten, evlenmekten kaçarlar, evlenirlerse kesinlikle aldatılacakları endişesini taşırlar. Kimi aşırı kıllı olduğunu sanır, kimi vücudunun çok ince olduğunu. ‘Koca kafalıyım’ diye saçlarına türlü türlü şekil verenler, zengin bir şapka koleksiyonu edinenler, kalçalarının iri olduğu tasasıyla ne giyecekleri bilemeyenler çoktur.  Dudaklar, dişler, çene, eller, ayaklar, bacaklar, omuzlar, sırt, vajina ve daha bir sürü vücut bölgesi takıntı konusu olabilir.

20 yaşlarında, son derece güzel bir bayan hastam cildinin bozuk olduğunu düşünüyordu. Gözeneklerinin çok iri olduğunu, bunun da yüzüne çok çirkin bir görüntü verdiğini söylüyordu.Yanağında küçücük bir sivilce çıksa, ona iğrenç bir çıban çıkmış gibi geliyordu. Saatlerini ayna önünde geçiriyor, karşısında gördüğü ‘berbat surat’ karşısında bazen hıçkırıklara boğuluyordu. Bir sürü cilt doktoruna gitmişti. Cilt doktorları bir problem olmadığını söylüyorlar, herkese iyi gelecek bir takım ilaçlar dışında tedavi vermiyorlardı. Bu defa cilt doktorlarını eleştirmeye başlıyordu. Gündüzleri sokağa çıkmaz olmuştu.

Hem gün ışığının cildini bozduğunu düşünüyor, hem de aydınlıkta ortalıkta dolaşmaktan kurtulmuş oluyordu. Gayet güzel bir kız olduğu için kendisine hayran olan erkek çoktu. Hastam bu duruma bir anlam veremiyordu. Apaçık gerçekleri bile göremiyordu. Nihayet hayali çirkinliğinden duyduğu azaba dayanamadı, bir kutu ilaç içerek hayatına son vermek istedi. Kendisiyle ilk tanışmamız böyle oldu.Ağır bir depresyona girmişti. O suratla yaşamaktansa ölmeyi tercih ediyordu. İntihar riski ortadan kalkana kadar hastanede tedavi ettik. Birkaç hafta içinde depresyonu düzeldi, artık ölmek istemiyordu. Ama hala, psikiyatri sevisinde yatarken bile, taburcu olur olmaz gideceği cilt doktorlarının, plastik cerrahların listesini yapıyor, benden ciltle ilgili iyi bir uzman tavsiye etmemi istiyordu.

Bir başka hastam da bana geldiğinde 40’lı yaşlardaydı. Yıllar önce aşırı çirkin olduğunu düşündüğü için insan içine çıkamaz hale gelmiş, hatta bu yüzden üniversiteyi terk etmişti. İnsanların iğrenircesine kendisine baktığını sandığından, çalışamıyordu da. Ailesi fakirdi. Babası bir hastalık dolayısıyla yıllar önce bakıma muhtaç hale gelmişti. Evde evlenmemiş ve çalışmayan bir kız kardeş vardı. Tek gelirleri, yaşlı annesinin haftada bir gün evlerinin önünde kurulan pazarda sattığı öteberi idi. Annesinin ekmek kavgası karşısında yüreği parçalanıyor, kendisi pazara çıkmak istiyor, bir hafta çalışsa bile hemen ardından ‘koca suratı, kepçe kulakları’ yüzünden yine eve kapanıyordu. Bana başvurduğunda, öğrenci affı gündemdeydi. Çirkinlik tasasından kurtulmak, üniversiteyi 25 sene önce kaldığı yerden bitirmek, hayata dönmek istiyordu. Bütün vücut dismorfik bozukluğu hastaları gibi, çirkinlik takıntıları tamamen hayaliydi. Hatta son derece yakışıklı bir erkekti. Talebelik yıllarında lakabının ‘yakışıklı’ olduğunu, devrin meşhur artistleriyle kıyaslandığını söylüyordu. Böyle bir kişinin 25 yılı, insanlardan kaçarak geçmişti.

Bu hastaların çoğu psikiyatriste gitmezler. Estetik cerrahlara, cildiyecilere, kulak burun boğazcılara, ürologlara, kadın doğumculara başvururlar. 1993’te yapılan bir araştırmada, vücut dismorfik bozukluğu olan 50 hastadan 10’unun hayali kusuru sebebiyle ameliyat olduğu tespit edilmişti. Hatta hastalardan biri tam 15 kere bıçak altına yatmıştı. Aslında cerrahlar bu kişileri ameliyat etmek istemezler, ama doktorları öylesine zorlarlar ki, ya ikna etmeyi başarırlar veya eline neşteri alacak bir cerrah bulana kadar doktor doktor gezerler.

Gittikleri doktor veya aileden biri psikiyatriste gitmesini önerdiğinde, bunu şiddetle reddederler.Çünkü taktıkları organın gerçekten kusurlu olduğuna inanırlar. Bu da takıntı hastalarından (yani obsesif kompülsiflerden) önemli bir farklarıdır. Obsesif kompülsifler takıntılarının mantıksız olduğunu bilirler, ama kafalarından atamazlar, rahatsız olurlar, kendi istekleriyle psikiyatriste giderler.

Vücut dismorfik bozukluğu hastalarının inançlarını pekiştiren bir durum da şudur: Kusur icat ettikleri organlarıyla o kadar uğraşırlar, ailelerine, arkadaşlarına ‘Burnum iri mi, gözlerim çekik mi, saçlarım kuru mu’ gibi soruları o kadar çok sorarlar ki, anne babanın ufak bir ilgisizliğini, arkadaşlarının hafif bir bıkkınlık işareti göstermelerini:

‘Evet, bak, sustuğuna göre o da çirkin olduğumu düşünüyor, ama kırmamak için söylemiyor,’ veya ‘Nasıl da kötü kötü yüzüme bakıyor, çünkü çirkinim,’ şeklinde yorumlar.Bir araştırmada çirkinlik takıntısı olan hastaların %98’inin sosyal hayatının belirgin derecede sekteye uğradığı tespit edilmiştir.Bu kişilerin %32’si tamamen eve kapanmıştı, % 83’ü depresyon geçirmişti, %29’u intihar girişiminde bulunmuştu. Hastalık yüzünden araba kullanamayan bir kadından bile bahsedilir. Bu kadının çirkinliği yoldaki diğer sürücüleri öylesine dehşete düşürecekti ki, şoke olan bir araç sahibinin kaza yapması kaza kaçınılmaz olacaktı!

Hakkında Admin

PdrGünlüğü sitesinin kurucu ve editörü olarak yaklaşık 6 yıldır burada yazıyorum. Uzmanlığım çocuk ve ergen psikolojisi olmakla beraber temel amacım mesleğimiz için faydalı paylaşımlarda bulunmaktır.

İlginizi Çekebilir

Travma Sonrası Stres Bozukluğu TSSB

Travma Sonrası Stres Bozukluğu tanısı aşağıdaki belirtilerin varlığında koyulmaktadır (DSM-IV-TR psikiyatrik tanı sistemine göre): Aşağıdakilerden …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir