Anasayfa / Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik / Toplumsal Faktörlerin Özgüven Oluşumuna Etkileri

Toplumsal Faktörlerin Özgüven Oluşumuna Etkileri

Çevrenin  bireyin  davranışlarının şekillenmesinde  büyük  bir  etkisinin  odluğu bilinen  bir gerçektir.Sevginin,güvenin,kabulün ve layık olmanın her birimizin özünde olduğunu  düşünürsek,özgüven probleminin  zamanla ve çevrenin etkisiyle oluştuğunu söyleyebiliriz.Psikolojik  açıdan  sağlıksız,  hasta  insanlar,  sağlıksız  hasta  bir  kültürün ürünleridir.Sağlıklı  insanlar  ise  ancak  sağlıklı  bir  kültürde  yetişebilir.Bununla birlikte, hasta insanların, yaşadığı  kültürü  daha  da  bozduğu,  sağlıklı  insanların  ise daha sağlıklı bir kültür yarattığı da bir gerçektir. Bu yazımızda okul, arkadaş  ve  çevre ortamının bireyin  özgüveni üzerindeki  etkilerine yer vermeye çalışacağız.

Okul  çağındaki  çocuklar  için  anne  babalarından  sonra  en  önemli  örnek  kişi öğretmenleridir.Çocukların  model  olarak  öğrenme  yöntemini  çok  kullandıklarını düşünürsek öğretmenlerin  özgüven  düzeyinin  yüksek  veya  zayıf  olması,  öğrencinin özgüven gelişimini olumlu ya da olumsuz yönde etkileyecektir.Çocuğun  aile  ortamından  sonra  sosyalleştiği  en  önemli  yer  okuldur.  Bu yüzden okul ortamı çocuğun sadece özgüveni üzerinde değil kişiliği üzerinde de çok önemlidir.

Okul  çağındaki  çocuklardaki  yıkıcı  davranışlara  çoğu  zaman  öğretmenin davranışları  sebep  olur,  evle  hiçbir  ilgisi  yoktur.Kendi  güvensizlikleri  ve özgüven sıkıntıları  olan  öğretmenlerin  uyumsuz  davranışları  pek  çok  öğrenciyi  etkiler.  Öğretmenlerin  çocuklara  bağırması,  baskı  yapması,çocukları aşağılaması,ödevi ceza olarak vermesi, yargılayıcı ve kınayıcı davranması,çocuklara bir takım kötü adlar takması, çocuklara karşı sabırsız olması gibi pek çok olumsuz davranışlar okuldaki huzursuzlukların çoğu zaman sebebidir.

Böyle  durumlarda  anne  babalar  mutlaka  öğretmen  ile  yüzleşmeleri  gerekir.Çünkü sorunlarla yüzleşmemek hiç kimseye bir şey kazandırmaz ama çocuklara pek çok şey  kaybettirir.Amaç  tabi  ki  öğretmeni  yargılamak ya da eleştirmek değildir.  Öğretmenin  sorun  yaratan  davranışlarının  ve  çocuğun özgüvenin doğal gelişimine devam edebilmesidir. Ayrıca  öğretmenler  bilinçli  bir şekilde  çocuklara  kötü  davranmayabilirler.Ancak  sorun  öğretmene  anlatılırsa  hem  öğretmen  davranışlarını  gözden  geçirme fırsatı bulur hem de çocuğun özgüvenin önündeki engeller ortadan kaldırılmış olur.

Çocukluk  veya  gençlik  dönemimizde,  yaşadığımız  dünyayı  öğrenmek  için duyduğumuz  doğal  merak  ve  isteği  kaybetmeseydik  öğrenmeye  bağlı  tüm anılarımızın olumlu olması gerekirdi. Bu bağlamda bireyin özgüvenin oluşmasında ve gelişmesinde sağlıklı bir aile ortamından  sonra  ikinci  en  önemli  faktörün  sağlıklı  bir  okul  ortamı  olduğunu  ifade edebiliriz.

Bireyin sosyalleşme sürecinde kritik bir başka dönem ise ergenlik dönemidir.Bu  dönemdeki  en  önemli  toplumsal  ilişki  elbette  ki  arkadaşlık  ilişkileridir.Okul  ve aile  ortamı ne  kadar iyi  olursa  gencin  iyi  arkadaşlıklar  kurmadaki  başarısı  o  kadar yüksek olacaktır.Bu yüzden aile ve okuldaki öğrenme merakı tatmin edilmeli. Çocuk yada genç kendini  aşağılanan,iğnelenen,bedensel  ceza  alan,  azarlanan,  sürekli eleştirilen,  alay  edilen  ve  başkalarıyla  kıyaslanan  bireyler  olarak  görmemeli  aksine sevilen, saygı duyulan ve yetenekli bir birey olarak görebilmeli.

Aile bireyleri arasındaki ilişkilerin iyi olması gencin aile içindeki ilişkilerinden doyum  alması,arkadaşlık ilişkilerini de olumlu etkilemektedir.Anne babaları ile sağlıklı iletişim kurabilen,onlara güven duyan ve sorunları paylaşabilen,tartışabilen  gençler,arkadaşlık ilişkileri içinde  yaşadıkları sorunları daha kolay çözebilmektedirler.Özellikle karşı cinsle olan duygusal ilişkilerinde bir kırıklık yaşayan gençler,eğer bunu ailesi ile paylaşabiliyor ve anlaşıldıklarını hissediyorlarsa,ailesi ile anlaşmayan gençlere oranla,bu  durumu daha  çabuk atlatabilmektedirler.

Aile  içinde büyük sorunlar yaşanıyor,genç de bu problemli çevreyi  kabul edemiyorsa,arkadaşlık  arayışları daha kuvvetli olmaktadır.Ayrıca bu döneme kadar belirli değerleri  gelişmemişse,  ihtiyaç  duyduğu arkadaşların ve grupların standartlarını körü körüne  kabul  edebilmektedir.  Gelecek tercihi,bir meslek ve iş seçimi gibi önemli pek çok karar gencin ilişkide bulunduğu arkadaşlara göre yön değiştirmektedir.

Ergenlik dönemi  kişinin kendisi  hakkında bir yargıya  ulaşmak için  en yoğun çaba  harcadığı  bir  dönemdir.  Bu  çaba  içinde  hem  kendi  duygu  ve  düşünceleri,  hem de çevre faktörünün etkisiyle kendine yönelik tutumu belirlenir. Bu dönemde ulaşılan benlik  saygısı,  kuşkusuz,  daha  önceki  dönemlerde  kazanılmış  benlik  saygısından etkilenecektir.Bu dönemde kimlik arayışında olan gençlere doğru yolu gösterecek en önemli kişiler  anne  babadır.  Aile  desteğinden  uzak  yetişen  gençler  kimlik  bunalımına  daha çabuk  düşebilirler.  Kim  olduklarını  ve  ne  olmak  istediklerini  bir  türlü  anlayamazlar.  Bu  sebeple  gençlerin  ailesinden  kabul  görmeleri  çok  önemlidir.

Ailesi tarafından  onaylanan delikanlı/genç kız,  zamanla  ailesine  daha çok bağlanır.Ergenlik  döneminde  genç  kimlik  arayışının  yanı  sıra  fiziki  ve  fizyolojik değişmeler,karşı  cinsle  arkadaşlık,  bağımsız  olma  isteği  gibi  problemlerle  de  baş etmek durumundadır.

Fiziki değişiklikler,kişiyi akran grubundan farklı kılıyorsa,bu durum benlik saygısını etkileyebilir.Yine karşı cinsle ilişkiler de kabul görmemek, istenmemek de benlik  saygısına şiddetli bir  darbe  olabilir. Gencin  özellikle  anne  babaya  karşı bağımsızlığını gerçekleştirmemesi ayrı bir benlik algısı problemi oluşturabilir. Bu  durumda  gencin  benlik  algısı,  kendi  benliğini  bulması  ve  tanıması  ve bununla  özdeşleşmesi  önemli  bir  basamaktır. Marica,özdeşleşmeyi  aşağıdaki boyutlar çevresinde değerlendirir.Benlik;

  1. İçseldir,
  2. Birey tarafından yapılandırılır,
  3. Dinamiktir,
  4. Bireyin yeteneklerini, inançlarını ve her alandaki yaşantılarını kapsar.

Marica?ya  göre  bu  yapı  ne  kadar  gelişirse  birey  o  kadar  gerçekçi  ve  iyi  bir benlik algısına sahip olur. Çünkü burada birey kendini tanıma, özelliklerini fark etme iyi ve sınırlı yönlerini görüp değerlendirme imkanı bulur (Cüceloğlu, 1992, s. 359). Ergenin  benlik  algısında  daha  öncede  ifade  ettiğimiz  gibi  aile  büyük  rol oynamaktadır.  Daha  sonra  öğretmenleri,  arkadaşları  ve  yakın  çevresi  benlik  algısını güçlendirici veya zayıflatıcı birer etken olabilirler. Ancak  ergenin  de  çocuklukta  olduğu  gibi  özgüvenini  ve  uyum  düzenini etkileyen  birçok  değişken  bulunmaktadır.  Bu  değişkenler;  soysa  ekonomik  düzey,zeka,  cinsiyet,  kalıtım,  akademik  başarı,  iç  salgı  bezleri,  anne  baba  tutumları toplumsal  normlar,  beslenme  şekli,  kardeş  sayısı,  ailede  kaçıncı  çocuk  olduğu,yaşamının uzun süresinin geçtiği yerleşim birimi, anne ve babasının eğitim durumu,ergenin devam ettiği okulun türü gibi değişkenlerdir.

Özgüvenin  oluşmasındaki  toplumsal  faktörler  arasında  okul  hayatı  ve ergenlik döneminden sonra biraz da insan ilişkilerinde iletişim konusuna yer vermek istiyoruz.  ?İletişim?  kişiler  arasında  duygusal,  zihinsel  ve  bir  takım  alışverişi  dile getiren  bir  terimdir.  Bu  alışverişten  olumlu  olması  ilişkileri  başarılı  kılarken,olumsuz  olması  da  bir  takım  problemlere  sebep  olabilmektedir.  Çevrelerindeki kişilerle  başarılı  ilişkiler  ve  iletişim  kurabilen  yetişkinlerin  kişilik  özelliklerini incelerken  bu  kişilerin  kendine  güven  duyan  duygusal  ve  düşünsel  yönden olgunlaşmış oldukları görülmüştür.

Sağlıklı  bir  iletişimde  empati,  dürüstlük  ya  da  kişisel  bütünlük  ve  etkin dinlenme önemlidir.Empatiyle  dinlemek  yargılamadan  ve  öğüt  vermeden,  başkasının  değer yargılarını  kavramaktır. Karşınızdaki  bireyin,  farklılıklarını,  duygu  ve  düşüncelerine saygı  duyarak  onu anlayabilme  yeteneğidir.  Odak  noktanız  kendini  otobiyografinizi yansıtacak bir takım düşünceler, duygular, varsayımlar değil başka bir insan ruhunun derin mesajını elde etmektir.Kişisel  bütünlük  ise  güven  yaratır  ve  sağlıklı  iletişim  için  çok  çeşitli yatırımların  da  kaynağını  oluşturur.  Doğruluğun  ötesinde  ?gerçeği  sözlerimizle uydurmak? tır. Kişisel bütünlüğü kanıtlamanın en önemli yollarından biri yanımızda olmayan  kişilerin  arkasından  konuşmamaktadır.  Bununla  yanımızda  olanlara  da güven  veririz.  Orada  olmayanları  savunurken  olanların  güvenini  koruruz.

Güvensiz  insanlar  kendileri  hakkında  yapılan  dedikodularla  daha güvensiz  hale  gelebilmektedir.  Çevre  bu  güvensizliği  sezdiği  durumda  daha  çok olumsuz dedikodular  yaparak  bireyin  üstüne  gidebiliyor.  Bu  durumda  birey  daha  da güvensizleşiyor. Kişisel  bütünlüğün  olmadığı  bireyler rahatlıkla  insanların  yüzlerine  söyleyemediklerini  arkadan  söyleyebiliyorlar  veya kendileri  hakkında  yapılan  dedikoduları  sineye  çekebiliyorlar.  Her  iki  durumda bireyi daha da güvensizleştirmekten başka hiçbir işe yaramıyor.

Kendine  güvenen  insan  kendisinden  ve  diğer  insanların  düşündüklerinden korkmak yerine kendisini kişiliği ile uyum içinde hisseder. Kişisel özelliklerini nasıl belli olduklarıyla ilgilenmeden geliştirmektedir.Özgüvenli  olmayan  bir  insan  diğer  insanların  özgüvenlerinden  de  korkar.Güvensiz  olan  insan  bu  güvensizlikten  kurtulmak  için  çevresine  daha  az  güvenli insanları  toplar.  Kendine  güvenen  insanlarla  karşılaşmaktan  kaçınır.  Çünkü  kendi güvensizliğinin daha çok farkına varır.Buna karşılık kendilerini geliştiren insanlar, çevresine çok daha az bağımlı ve çok daha  fazla özerktirler.  Onları çevresel ve  toplumsal  belirleyicilerinden  çok  içsel belirleyiciler  yönetir.Kendi  potansiyel  ve  kapasitelerine,gizli  güçlerine,yeteneklerine uygun tercihlerde bulunurlar.

Diğer  insanlara daha  az bağımlı olmaları,  onlar hakkında  daha az  kararsızlık yaşamalarını sağlar. Diğer insanlara karşı daha az kaygılı, daha az düşmanca davranır ve sevecenliklerine daha az gereksinim duyarlar (Maslow, 2001, s. 41).Bununla  birlikte  birey  olarak  insan,  diğerleriyle  bağlantısını  devam ettirebildiği  ölçüde  kişiliği  koruyacak  ve  güvenlik  hissi  duyacaktır. İnsanın  toplum içinde  karşılaşabileceği  temel  ihtiyaçlarını  tatmin  edebilmesi  için  birlikte  yaşamayı öğrenmesi ve toplumsal rolleri üstlenmeyi gerekir.

Çağdaş  toplumlarda  insanlar  diğer  insanlarla  kurdukları  ilişkilerden  eskiye oranla  daha  çok  incinmektedirler.  Bu  yüzden  başkalarından  gelecek  zararlardan  ve incitilmekten  korunmak  için  birbiriyle  ilişkilerini  sınırlamaktadırlar.  Bunun  sonucu olarak  yalnızlığa  yönelmekte  ve  yalnızlığın  sıkıntısıyla  kötü  alışkanlıklara kapılmaktadır.  Bu  sebeple  hiçbir şeye  bağlanmamak insanın  boşluk  ve  anlamsızlık duyguları  yaşamasına  neden  olmaktadır.Bu incinmişlik duygusunun ve zarar görme korkusunun en aza indirilebilmesi için insanın kendisini topluma  bağlayan  bir  takım  değerlere  ihtiyaç  vardır.  Toplumdan  uzak  yaşamak insanın  yapısına aykırıdır. İnsan  toplumla  kaynaşabilmesi ve  kendini  rahat,  güvende hissedebilmesi  için  ortak  değerlerin  mevcut  olması  gerekir.  Herkesin  kabulleneceği ahlak  ilkeleri  insanların  birbirine  olan  bağını  güçlendirecek  ve  toplumsal  barışı gerçekleştirecektir.

Özetlemek  gerekirse  yalnızlık  günümüz  insanın  önemli  bir  problemidir. Bunun  sebebi  ise insanların  birtakım  ahlaki  değerlerden  uzak  oldukları  zaman  birbirlerini  rahatlıkla incitebilmesi  veya  birbirlerine  zarar  verebiliyor  olması.  Ancak  insan  yalnızlık duygusu  ile  uzun  zaman  yaşayamamakta  bu  durum  onun  ruhsal  dayanıklılığını  ve özgüvenini  sarsmakta.Bu  durumda  bir  takım  manevi  değerlerde  birleşmek,insanların  kendilerine  ve  birbirlerine  güvenini  sarsmayacağı,  bilakis  kuvvetler direneceği için en faydalı yol olacaktır.

Öyle  ise  savaşmamız  gereken  bir şey  varsa,  insanların  sadece  kendi çıkarlarını  düşündükleri  yaşam  biçimidir.  Bireyin  ve  toplumun  ilerlemesinin önündeki  en  büyük  tehlike  budur. İnsanlardaki  her  yetenek  diğer  insanlara  karşı göstereceğimiz  paylaşma  duygusu  sayesinde  gelişir.  Bütün dinlerde,  ahlaki  ilkelerde  bu  anlayışın  derin  kökleri  vardır.  Hatta  inancı  olmayanlar da bile önde tutulan bir gerçek olarak görülür.

Hakkında Admin

PdrGünlüğü sitesinin kurucu ve editörü olarak yaklaşık 6 yıldır burada yazıyorum. Uzmanlığım çocuk ve ergen psikolojisi olmakla beraber temel amacım mesleğimiz için faydalı paylaşımlarda bulunmaktır.

İlginizi Çekebilir

Toplumsal Olaylar Bizi Paranoyaklaştırıyor

Artan şiddet olaylarının tek tek kişileri etkilemesinin yanı sıra tüm toplumu etkilediğine, korku ve paranoyaya …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir