Anasayfa / Aile / Cinsel Yaşam / Stres ve Cinsel İşlev Bozuklukları

Stres ve Cinsel İşlev Bozuklukları

Stres Kavramı; Literatürde stres kavramına ilişkin birçok tanımlamanın yapıldığını görmekteyiz. Genel anlamda stres, insanlar üzerinde etki yapan, insanların davranışlarını ve başka insanlarla ilişkilerine etki eden bir kavram olarak tanımlayabiliriz.

Stres kavramına ilişkin tanımlamaların tarihsel gelişimine baktığımızda stres sözcüğü, Fransızca ‘‘Estrece’’ ve Latince ‘‘Estrictio’’ kelimelerinden türetilmiştir ve kavrama ilişkin tarihsel süreçte farklı anlamların yüklendiğini görmekteyiz.

17. yüzyılda strese yüklenen anlama baktığımızda, ‘‘felaket, bela, dert, keder, elem’’ gibi anlamlarda kullanılmıştır. 18. ve 19. yüzyıllarda strese yüklenen anlam değişmiştir. Bu anlama baktığımızda stres kavramı; güç, baskı, zor gibi anlamlarda objelere, kişiye, nesne ve kişinin bu tür güçlerin etkisi ile biçiminin bozulmasına, çarpıtılmasına karşı bir direnç anlamında kullanılmaya başlamıştır.

Günümüzde stres kavramına ilişkin yapılan tanımlamalarda birçok bilim adamının öncülük ettiğini görmekteyiz. Stresin insanları ne şekilde etkilediğine ilişkin ilk bilimsel çalışmaları Kanadalı bilim adamı Hans Selse yapmıştır. Selse, stresi şu şekilde tanımlamaktadır; ‘‘Vücuda yüklenilen herhangi bir özel olamayan isteme karşı vücudun tepkisidir.’’ Stresin en kapsamlı tanımını, Folkman ve Lazarus tarafından ortaya konmuştur. Folkman ve Lazarus’un yapmış olduğu stres tanımında; ‘‘Kişi – çevre etkileşiminde, kişinin uyumunu tehlikeye sokan ve mevcut kaynakları zorlayan ya da aşan çevre talepleridir.’’ Stresle ilgili başka tanımlamaların olduğunu literatüre baktığımızda görmekteyiz. Strese yüklenen anlamlar, kaynaktan kaynağa ve yazardan yazara değiştiği görülmektedir. Psikoloji literatüründe stres kavramı; Bir organizmanın üstesinden gelmesi gereken koşullar karşısında verdiği tepki durumu olarak tanımlanmaktadır (Erkaş, 1994). Cüceloğlu (1996) tarafından yapılan tanımlamaya göre, bireyin fiziksel ve sosyal çevreden gelen uyumsuz koşullar nedeniyle bedensel ve psikolojik sınırlarının ötesinde harcadığı çabadır.

Sonuç olarak stresin kavramına ilişkin yüklenen anlamlara bakıldığında stres, insanların bedensel ve ruhsal sınırlarının tehdit edilmesi ve zorlanması ile ortaya çıkan bir durum olduğu söylenebilir.

Stresin Nedenleri

Çevresiyle, iç ve dış dünyasıyla sürekli etkileşim halinde bulunan insanlarda strese neden olan faktörleri aşağıdaki gibi ele alabiliriz:

1) Bireyin kendisi ile ilgili stres faktörleri,

2) Kariyer geliştirme kaygısından kaynaklanan stres faktörleri,
3) Kişiler arası ilişkilerin oluşturduğu stres faktörleri,

4) Çalışılan örgütün yapı ve ikliminden kaynaklanan stres faktörleri,

5) Örgütteki rollerden kaynaklanan stres faktörleri,

6) Bireyin yasadığı çevre ile ilgili stres faktörleri,

7) Bireyin yasadığı toplum ile ilgili stres faktörleri ( Okutan, 2002).

Stresin Belirtileri

Stresin kendine özgü bazı belirtileri vardır. Bu belirtileri aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:

a) Fiziksel Belirtiler

Baş ağrısı, düzensiz uyku, sırt ağrıları, çene kasılması veya diş gıcırdatma, kabızlık, ishal ve kolit, döküntü, kas ağrıları, hazımsızlık ve ülser, yüksek tansiyon veya kalp krizi, aşırı terleme, iştahta değişiklik, yorgunluk veya enerji kaybı, kazalarda artış.

b) Duygusal Belirtiler

Kaygı veya endişe, depresyon veya çabuk ağlama, ruhsal durumun hızlı ve sürekli değişmesi, asabilik, gerginlik, özgüven azalması veya güvensizlik hissi, aşırı hassasiyet veya kolay kırılabilirlik, öfke patlamaları, saldırganlık veya düşmanlık duygusal olarak tükendiğini hissetme.

c) Zihinsel Belirtiler

Konsantrasyon, karar vermede güçlük, unutkanlık, zihin karışıklığı, hafızada zayıflık, aşırı derecede hayal kurma, tek bir fikir veya düşünceyle meşgul olma, mizah anlayışı kaybı, düşük verimlilik, İş kalitesinde düşüş, hatalarda artış, muhakemede zayıflama.

d) Sosyal Belirtiler

İnsanlara karşı güvensizlik, başkalarını suçlamak, randevulara gitmemek veya çok kısa zaman kala iptal etmek, İnsanlarda hata bulmaya çalışmak ve sözle rencide etmek, haddinden fazla savunmacı tutum, birçok kişiye birden küs olmak, konuşmamak.

Cinsel İşlev Bozuklukları ve Stres

Günümüzde birçok stres etmenlerinin kişinin cinsel etkinliğine olan ilgisine zarar verdiği ve cinsel yanıtların fizyolojik döngüsünü bozarak cinsel işlev bozukluklarına neden olduğu bilinmektedir.

Cinsel işlev bozukluğu, cinsel istek ve cinsel yanıt döngüsünü oluşturan psikofizyolojik değişikliklerde, kişilerarası güçlüklere ve strese neden olacak düzeyde bozulma olarak tanımlanmaktadır.
Cinsel işlev bozukluklarının sınıflandırılmasına baktığımızda; cinsel istek bozuklukları, cinsel uyarılma bozuklukları, orgazmla ilgili bozukluklar ve cinsel ağrı bozuklukları olmak üzere 4 ana başlıkta toplandığını görmekteyiz.

Cinsel istek bozuklukları kadınlarda iki şekilde görülmektedir. Azalmış istek bozukluğu ve tiksinti bozukluğudur. Azalmış istek bozukluğu, kişiler, yalnızca eşlerinden talep geldiği zaman başvurmaktadırlar. Cinsel tiksinti bozukluğunda ise kişi cinsellikle ilgili olarak tiksinti yaşamaktadır ve cinsel ilişkiden kaçındığı görülmektedir. Erkeklerde ise cinsel istek bozukluğu, bireyin partneri veya eşi ile genel ilişkisinin doyurucu olmayışı ile açıklanabilir.

Cinsel uyarılma bozuklukları kadınlarda, cinsel uyarılma duyumlarının olmaması ve çoğu erotik uyarıcıya karşı tepkisiz kalma şeklinde kendini göstermektedir. Erkeklerde ise erektil bozukluk olarak kendini göstermektedir. Erektil bozukluk, doyurucu bir cinsel işlev için yeterli penil ereksiyon olmaması veya sürdürülmemesi, bu durumun tekrarlayan ya da sürekli nitelikte olması erektil işlev bozukluğu olarak tanımlanabilir.

Orgazmla ilgili bozukluklarda, normal bir cinsel uyarılmayı izleyerek orgazmın sürekli olarak gecikmesi ya da yokluğu olarak tanımlanabilir. Erkeklerde bu bozukluğun görülme şekli, boşalmanın hiç olmaması, kısmen olması ya da oldukça uzun süren bir uyarılma sonunda olan boşalma biçiminde gösterebilir. Kadınlarda ise normal bir cinsel cinsel uyarılmayı izleyerek orgazmın sürekli olarak gecikmesi ya da yokluğu olarak tanımlanabilir.

Cinsel ağrı bozuklukları, disparoni ve vajinismus olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Disparoni, cinsel birleşmenin ağrılı olarak gerçekleşmesi durumudur. Bu ağrı birleşme öncesinde, birleşme sırasında veya birleşme sonrasında oluşabilmektedir. Erkeklerde disparoninin görülme şekli, daha çok peyronie hastalığı ve prostatit gibi tıbbi bir bozukluğa bağlı olarak oluştuğu bilinmektedir. Kadınlarda ise ağrı vajen girişinde hissediliyorsa nedenlerinde uyarılma eskiliği, hafif bir vajinismus durumu, vajinal enfeksiyon gibi nedenler araştırılabilir. Eğer ağrı cinsel birleşmenin süresi uzadıkça azalıp kayboluyorsa uyarılma eksikliğine bağlı olabilmektedir. Vajinismus ise vajen girişindeki kasların spazmı sonucu cinsel birleşmenin mümkün olmadığı ya da son derece ağrılı olduğu bir bozukluktur.

Bazı insanlar stres karşısında daha dayanıklı iken, bazıları ise daha savunmasız ve duyarlı olabilmektedirler. Stres etkenleri, kişilerin koruyucu etmenlerinden daha fazla olduğunda kişiler strese yenilebilir. Böyle bir durumda cinsel arzu ya da performansı azabilir, seksüel disfonksiyonu hızlandırabilmektedir.

Cinsel işlev bozukluklarına neden olan ve devam etmesini sağlayan birçok etkenin olduğu ve karşılıklı olarak birbirlerini etkilediklerini görmekteyiz. Yapılan çalışmalarda cinsel işlev bozukluklarını hazırlayıcı etkenler arasında yaşam biçimini de görmekteyiz. Yaşam biçiminin stresli ve yoğun bir şekilde geçen günlük iş yaşamıyla birlikte ekonomik sorunlarında etkisiyle birçok stres kaynağına uygun bir hazırlayıcı etken olabilmektedir. Yaşlanmayla birlikte oluşan fizyolojik değişiklikler sonucu cinsel istek sıklığı azalabilmektedir. Uyarılma ve orgazm olabilmek için çok fazla zamana gereksinim duyulabilir. Kişinin ve eşinin bunların fizyolojik bir etki olduğunu bilmemesi ise ek bir stres kaynağına dönüşebilir.

Yapılan çalışmalarda stresli bir öğrenme görevi verildiğinde, testosteron düzeyinde azalma görülmektedir. Strese karşı verilen tepki, cinsel yanıtlar üzerindeki bozucu etkisi ereksiyon sırasında da ön planda görülmektedir. Ereksiyon fizyolojik bir olaydır ve ereksiyonda parasempatik sinir sistemi işlevsel görev üstlenmektedir. Bu durumda penise giden kanda artış olur ve kanın dışarı çıkması engellenir, böylece penis kanla dolar ve sertleşir. Stres tepkisinde sempatik sinir sistemi devreye girer; bu durumda da parasempatik sistem devre dışı kaldığından ereksiyonun gerçekleşmesi sıkıntı haline gelir.

Sonuç olarak cinsel işlev bozuklukları ve stres arasındaki ilişkiye bakıldığında, insanlarda özellikle aşırı yorgunluk, iş yaşamındaki karşılaşılan güçlükler, ekonomik sorunlar, evlilik / partner sorunları, uzun süreli devam etmiş olan kronik hastalıklar stresle birlikte göz önüne alındığında stresin bireylerde cinsel ilgi ve isteklerinde azalmalara neden olarak cinsel işlev bozukluklarına neden olabilmektedir.

Psikolog

Hakan KARABEYOĞLU

Hakkında hakankarabeyoglu

İlginizi Çekebilir

Stresten Uzak Bir Mutluluk İçin 10 Öneri

Texas Üniversitesi MD Anderson Kanser Araştırma Merkezi uzmanlarından Dr. Michael Fisch’in, doktor olarak kendi ve …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir