Anasayfa » Yaşam » Sır Saklamak Beyne İyi Gelmiyor

Sır Saklamak Beyne İyi Gelmiyor

Sır saklamak beyne iyi gelmiyor gibi bir cümle sonrası aklınıza ilk gelen cevap; “Ne yani herkesin sırrını ortaya mı saçalım” olabilir. Ancak yapılan araştırmalar göstermektedir ki kişiler kendilerine ait sırlarını, dertleri, sıkıntılarını sakladıkları sürece bu durum onları olumsuz bir şekilde etkilemektedir.

İnsan Aslında Sırrını Açmak İstiyor

Sırlarını paylaşmayan, bu sırlarını içinde tutan insanlar aslında bu sırlarını paylaşmak istiyorlar. Bunun içinde kendilerinde doğan bu ihtiyacı, sırlarını “yabancılara” açarak gideriyorlar. İnsanların özellikle karşılaşma ihtimali bir daha olmayacak insanlara sırlarını en ince ayrıntısına kadar anlatmakta bir sakınca görmemeleri de buna örnektir. Örneğin oturduğunuz bir bankta veya uçakta seyahat ettiğiniz bir insana hikayenizi anlatmanızın nedeni muhtemelen o insanı hayatınız boyunca bir daha göremeyeceğiniz düşüncesidir. Hatta anlattıklarınız karşısında size akıl vermesini bile beklemek istemezsiniz Çünkü o an için tek isteğiniz anlatmak ve bu yükten kurtulmaktır. David Eagleman, günah çıkarma kabinlerinin hala dünyanın en büyük dinlerinden birinde yerini koruyor olmasının nedenini de böyle açıklıyor. Dua etmenin sebebini de buna bağlayan Eagleman. “Özellikle tanrıların son derece kişisel olduğu ve kullarını sonsuz bir sevgiyle, pür dikkat dinlediği dinlerde.” diye de ekliyor.

Bugün internet üzerinden edindiğimiz hesaplarda, gerçek isimlerini belirtmekten uzak duran kullanıcıların, çok hür bir şekilde sıkıntılarını, dertlerini paylaştıklarını görebiliyoruz. Hatta bu ihtiyaca cevap verebilmek için bir çok web sitesinin de insanların güvenli bir şekilde sırlarını açmaya teşvik ettiği örnekler günden güne çoğalmaktadır.

Sır Saklamak Beyne İyi Gelmiyor

James Pennebaker ve meslektaşları yıllar süren bir çalışmada, tecavüz ve ensest kurbanlarının sırlarını saklamayı tercih ettiklerinde olanları incelediler. “olayı başkalarıyla tartışmamanın ya da paylaşmamanın, deneyimin kendisinden daha çok zarar verebileceği” sonucuna varmışlardı. Sırlarını itiraf eden veya yazan kişilerin sağlığının iyiye gittiğini, ölçülebilir bir düzeyde azaldığını gözlemlemişlerdi.

Bu çalışmalardan hareketle sır kavramının beyin için ne ifade ettiğini merak eden David Eagleman, “birbirine bağlı milyonlarca nörondan oluşmuş yapay bir nöral ağ inşa ettiğinizi farz edin, bir sır bu ağ içinde neye benzer?” sorusunu soruyor. Parkinson hastalığını, renk algısını, ısı duygusunu anlamamıza yarayacak bilimsel çerçevelere sahip olsak da, beynin bir sırra sahip olması ve onu saklamasının ne demek olduğunu anlamamıza yarayacak herhangi bir araçtan yoksunuz. diyor.

Ancak rakipler takımı çerçevesinde sır denen şeyi kolayca tanımlayabiliriz: Sır, beyinde rekabete tutuşmuş taraflar arasındaki mücadelenin bir ürünüdür. Beynin bir bölümü bir durumu açığa vurmak isterken diğeri istemez. Beyinde rakip tarafların (açığa vurma taraflarıyla saklama taraflarının) oylarının birbirine karşılık gelmesi, sırrı tanımlar. İki taraf da sırrı söylememekten yanaysa elimizde yalnızca sıkıcı bir gerçek, iki taraf da sırrı söylemekten yanaysa da yalnızca iyi bir öykü var demektir. Rekabetin çizdiği çerçeve olmadan, sırrı tanımlamamız da mümkün olmayacaktır. Sır deneyimin bilinçli olarak yaşanmasının nedeni, “rekabetten” kaynaklanmaktadır. Sıradan bir deneyim olmadığı için, onunla uğraşmak üzere şirket başkanın yardımına başvurulur.

Sırrı mı Söylesem mi Saklasam mı?

Sırrı açığa vurmanın uzun vadede doğuracağı sonuçları hesaba katan beyin, yine uzun vadede bir rahatlama hissi verme pahasına da olsa bu eylemden geri duruyorsa, rakip takımlardan biri galip gelmiş ve kişi saklamaya devam ediyordur. Bazı insanların asla sır saklayamaması da beyinlerinde süre gelen bu mücadelenin diğer taraf lehine geçmesidir. Örneğin bir FBI ajanı olarak beyninizin verdiği bu mücadele, açığa verdiğiniz sırrın uzun vadede neler doğurabileceğini hesap ederek, her iki “rakipler takımın” aynı safta yer almasıyla söylememe lehine sonuçlanır.

Dinleyicinin neden özellikle insan veya “insansı” bir canlı olduğunun cevabını henüz bilmediğimizi belirten Eagleman, “ne de olsa bir duvara, kertenkeleye ya da keçiye sırrını anlatmak, çok daha az tatmin edicidir.” diye de ekliyor.

Hakkında İdris Gündüzalp

PdrGünlüğü sitesinin kurucu ve editörü olarak yaklaşık 6 yıldır burada yazıyorum. Uzmanlığım çocuk ve ergen psikolojisi olmakla beraber temel amacım mesleğimiz için faydalı paylaşımlarda bulunmaktır.

İlginizi Çekebilir

Okulu Sevmemek Genlerimiz de mi Var?

Okulu sevmemek genlerimizden mi kaynaklanıyor. Bu soruya sizin adınıza cevap vermek için bazı uzmanlar bir …

Ne Düşündüğünü Merak Ediyorum