Anasayfa / Psikoloji / Sevgi ve Özgüven

Sevgi ve Özgüven

Sevgi insanoğlunun gelişiminin ilk aşamalarından günümüze kadar yaşayan vazgeçilmez bir duygu,anlam dolu bir sözcük. Hiç kuşkusuz insanlar var oldukça o da var olacak. İnsanoğlunun tüm çabası gayreti yaptığı tüm sanat yapıtları hep onun için belki de.

Sevgi  yoluyla  insan  bir  başka  insandaki  özellikleri  görebilir,  anlayabilir  ve mevcut  potansiyellerini  harekete  geçirir.Sevgi  tanımanın  ve yakınlaşmanın sonucu olarak gelişir ve aynı zamanda sevgi daha iyi yakınlaşmayı ve daha iyi anlamayı sağlar.

Sevgi  sayesinde  insan  başka  insanlara  yakınlaşacaktır.İnsanların  birlikte  var olabilmeleri,kendi  sınırlarını  aşarak  başkasının  dünyasına  girebilmeleri  onlarla  iyi bir  diyalog  kurmalarıyla  mümkün  olabilir. İnsanın  kendini  aşabilmesi  ancak  bir başkasına yönelerek gerçekleşebilir.Sevgi bir diğer insana onun kendi dünyası içinde ulaşabilmeyi  gerektirir.Bu  anlamda  sevgi  insanın,  diğer insanların  duygu  ve  arzularını  anlayarak  değer  vermesi  ve  kabul  etmesi  demektir.Başkasını  kendimiz  gibi  değerlendirebilmede  diğer  insanları  tanıyıp sevmenin yollarından biridir.İnsan  psikolojisi  üzerinde  çalışan  batılı  fikir  adamlarını  birçoğu,sevgiyi  ön plana  çıkarmaktadır.

Bu  konu  da  ortak  bir  fikir  oluştuğunu  görüyoruz.Bunlar arasında  Alfred  Adler,  Erich  Fromm,  Victor  Frankl  gibi  ünlü  psikologlar  yer almaktadır.Ayrıca Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaşi Veli gibi birçok düşünür ve tasavvufçunun  eserlerinde  sevgiye  ağırlıkla  yer  verdiklerini  görüyoruz.  Bunun yanında tasavvuf kültüründe de sevgi her şeyin önünde, hatta kainatın yaratılış gayesi ve varlığın mayası olarak işlenir.

Sevgi, insanın bütün etkinliklerinin ve yönelişlerinin geliştirilmesi konusunda önemli  bir  kaynak  olabilir.Sevginin  olduğu  her  yerde,  güven,  kardeşlik,  dostluk,iyilik,  hoşgörü  olacaktır. Bunlar  insanın  kendine,  hayata,  insanlara  güvenmesinde önemli rol oynayan unsurlardır.Her  insan,diğer  insanlarla  bir  arada  yaşamayı  ve  kendi  yalnızlığından kurtulup,  başkalarıyla  birlikte  olmayı  ister. İnsan,  kendini  ve  diğer  insanlarla  olan ilişkilerini  anlayabilmek  için  sevme  güçlerini  geliştirebilmeli  ve  tüm  canlılarla beraber  olduğu  deneyimini  yaşamalıdır.  Dünya  ile  olan  ilişkisini  düşünce  ve  sevgi üzerine kuran bir kişi kendini tüm evrenle bir olmuş gibi hisseder.

Sevmeyi  başaramamış  insanlar  kendilerinden  ve  toplumdan  uzaklaşarak  yalnız kalır ve kendisini zayıf ve çaresiz hisseder. Bu anlamda özgüven kaybı yaşar. Çünkü özgüvenin  en  önemli  unsurlarından  biridir  sevgiye  layık  olabilmek.  ?Birey kendisinin  sevgiye  layık  olmadığı  inancıyla  baş  edemez  ve  güçsüz  düşer.  Bu  duygu bireyi  günden  güne  zayıflatır.  Sevgiye  layık  olabilmek  için  de  öncelikle  sevmeyi öğrenmek  gerekir. ?Tıpkı  Erich  Fromm?un  ifade  ettiği  gibi, doktorluğu, mühendisliği, öğretmenliği, marangozluğu  öğrendiğimiz,  bunlara  emek ve  zaman  verdiğimiz  gibi  sevme  sanatını  da  öğrenebilmemiz  gerekiyor.Sevelim ki sevilebilelim. Sevilebilelim ki kendimize,insanlara,yaşama güvenebilelim.?Sevgi yoksa güven, güven yoksa doyum yoktur?. Kısaca sevgi her şeydir.

Birçok şair ve düşünür tarafından  dile getirilen bir  gerçek  vardır.Bu  gerçek; insanın  özleyebileceği  nihai  ve  en  yüksek  hedefin  sevgi  olduğudur.Kendisini sevecenlikle bekleyen bir insana yönelik sorumluluğun bilincine varan kişi, yaşamını kesinlikle  bir  yana  itemeyecektir.Var oluşun  nedenini  bilecek  ve  her  türlü  acıya dayanabilecektir.

Sevginin  insanın  hayatına  anlam  katmasına  karşın,  sevginin  eksikliğinde  ruh hastalıklarının  ve  mutsuzluk  duygularının  ortaya  çıktığı  görülmektedir.  Yaşam sorunlarının ardında her zaman sevme yetersizliği yatmaktadır. Sevgiden anlaşılması gereken;  başkalarına  yardıma  hazır  olma,  sorumluluk  duyabilme,  saygı,  anlayış  ve başkalarının  ruhsal  gelişimini  isteyip,  buna  destek  olmaktır.

Böyle kapsamlı bir sevgi anlayışı, insanın tüm hayatını kuşatabilecek özelliktedir. Bu düzeyde  bir  sevgiyi  ancak  özgüveni  yüksek  bireyler  gösterebilirler.  Kendine,  kendi yeterliliklerine  güvenen  birey  ancak,başkalarına  yardımcı  olmayı,  onların  ruhsal temakülünü isteyebilir. Sorumluluk duyabilir, saygı ve anlayış gösterebilir. Özgüven yoksunu  bireylerde  ya  kurban  olma  duygusu  ya  da  saldırganlık  duygusu  baskındır.

Bireyin kendini kurban hissetmesi zaten sorumluluktan kaçmasıdır. Böyle bir bireyde başkalarına yardım etmede istek ve arzudan çok onların kızgınlık ve öfkelerini kendi üzerine  çekme  korkusu  vardır.  Başkaları  bir şey  demesin,  kızmasın,  yargılamasın kaygısı  ile  yardımcı  olma  daha  baskındır.  Saldırgan  bireyler  başkalarına  yardım etme,  onlar  için  bir şeyler  yapma,  sorumlu  ve  saygılı  davranma  gibi  davranış modellerinden  genelde  daha  uzak  ve  bencilce  bir  tavır  sergilerler. Sevginin oluşmasında özgüven,özgüvenin oluşmasında sevgi son derece önemlidir.

Zaten  imanın  içinde  temel  bir  duygu  olan güven  ancak  sevgi  toprağında kök salabilir. Sevgi güvene zemin hazırlar. İnsan sevdiğine güvenir ve güvendiğiyle daha rahat bir ilişki kurar. Sevgiye dayanmayan ve sevgiyle beslenmeyen bir güven her an yıkılabilir.Bu anlamda bireyin kendine güvenmesi kendini sevmesiyle mümkün olabilir.Kendini sevmek pek çok insan için bir sınavdır.Kendimizi duygusal anlamda ihmal etmek,kendimize güven duygumuzu azaltır. Oysa ?Sevgi olmadan özgüven olmaz?.

Hakkında İdris Gündüzalp

PdrGünlüğü sitesinin kurucu ve editörü olarak yaklaşık 6 yıldır burada yazıyorum. Uzmanlığım çocuk ve ergen psikolojisi olmakla beraber temel amacım mesleğimiz için faydalı paylaşımlarda bulunmaktır.

İlginizi Çekebilir

Kendinizi Sevebilmenin İlkeleri

Özgüven insanların doğuştan sahip  oldukları  ancak  çocukluktan  itibaren  pek çok bireyde törpülenen bir  özelliktir.  Özgüvenin  iki …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir