Anasayfa / Psikoloji / Psikolojinin Temel Yaklaşımları

Psikolojinin Temel Yaklaşımları

Psikolojinin temel yaklaşımları konusuna geçmeden önce psikoloji nedir önce ona bakalım. Psikoloji, insan ve hayvan davranışlarını ve bu davranışların temelinde yatan nedenleri araştıran bir bilim dalıdır. Ancak Kpss bazında baktığımızda bizi en çok ilgilendiren taraf psikolojinin çevre,insan ve davranışlar üçgeni üzerinde durması olacaktır.

Psikoloji, insanın kendi davranışlarını daha iyi anlamasına , eğer davranışlarında bir problem sezerse bu problemlerin nedenini daha iyi anlamasına yardımcı olur. Ayrıca, insanın sadece kendi davranışlarını değil, başkalarının davranışlarını anlamasına da yardımcı olur. Bununla beraber psikoloji ,insanın çevre koşullarına daha iyi uyum sağlamasına yardımcı olur. Genel olarak özetlemek gerekirse psikoloji,insana olayları anlama, anladıklarını açıklayabilme, açıklayabildiklerini yordama ve tüm bunları kontrol altına almasını sağlar.

Temel Yaklaşımlar

1) Yapısalcılık: Psikoloji bilimi daha önceden felsefeye bağlıyken 1879 da deneysel bir psikoloji laboratuarının kurulmasıyla felsefeden ayrılmış ve yeni bir dal olmuştur. Bu laboratuarın da kurulma amacı insan davranışlarının gözlemlenmesidir. İşte tüm bu adımları atan Wilhelm Wundt’dur. Peki yapısalcılığı oluşturan kimdir? Bu kişi de Wundt’un yolundan ilerleyen Titchener‘dir.

Yapısalcılığa göre birey kendi duygusal durumunu ve zihinsel süreçlerini kendisinin test edebileceğini belirtmiştir ve içsel duygular, seziş ve düşünce gibi terimler üzerinde durmuştur. Tüm bunlarında İç Gözlem (İçe Bakış) Yöntemiyle mümkün olacağını belirtenTitchener, bu yöntemin bireyin kendini incelemesi ve bir olay ya da etki karşısında kendi hissettiklerini , aklına gelenleri dile getirmesi ve bunları anlatması şeklinde bir yöntem olduğunu belirtmiştir.

2) İşlevselcilik (Fonksiyonalizm): Pragmatizm (Faydacılık) temelli bu felsefe sisteminin kurucusu William James‘tir. James aslında yapısalcılığa bir bakıma tepkidir. Şöyle ki, yapısalcıların zihnin sadece yapısı üzerinde durduğunu ancak zihnin yapısından çok işlevinin önemli olduğunu vurgulamıştır. Zihin nasıl çalışır, ne yapar sorularına cevap arayan işlevselcilik zihnin çevresine uyum sağlamaya çalıştığını belirtmiştir. Bu doğrultuda işlevselcilik algılama, düşünme ve öğrenme süreçleri gibi zihinsel süreçlere önem verir.

Görüldüğü üzere yapısalcılık içsel duygulara önem verirken işlevselcilik zihinsel süreçlere önem verir, bu ikisi arasındaki ayırt edici ve keskin farktır.

3) Davranışçılık: Psikoloji gözlenebilir ve davranışlar içinde oluştuğu çevre koşullarıyla açıklanır. Bu tanımı yapan ve davranışçılığın kurucusu kabul edilen John Watson, çevreye verdiği önem nedeniyle içe bakış yöntemini yani yapısalcılığı reddetmiştir.

Zihnin doğuştan boş bir levha olduğunu ve her şeyin çevrenin etkisiyle şekillendiğini savunan (J. Locke) Watson, davranışı uyaran ve tepki ikilisi içerisinde incelemiş ve öğrenme sürecini de ödüllendirme koşuluna bağlamıştır.

Bana rastgele bir bebek verin, soyu, yetenekleri, eğilimleri, becelerileri ne olursa olsun, ondan istediğim şeyi yaratırım. Bir doktor, avukat ,tüccar , bilgin, hırsız ya da bir katil… John Watson.

Buradan da anlaşılabileceği gibi Watson bir bireyi istediği gibi yoğurabileceğini çünkü her şeyin çevreye bağlı olduğunu belirtmiştir ve bilişsel süreçlerle ilgilenmenin yanlış olacağını savunmuştur.

4) Psikoanalitik Yaklaşım: Davranışı cinsel güdülerin ve toplumsal baskıların oluşturduğu bilinç dışı etkilerin yönlendirdiğini savunur. Bu yaklaşımı oluşturan Sigmund Freud, insanların cinsellik ve saldırganlık gibi iki temel dürtüsü olduğunu söyler ve bu güdüler çoğu zaman toplum tarafından kabul edilmez ve bilinç dışına itilir. Freud’a göre bu bir yok oluş değil yeni davranışların ortaya çıkması için bir başlangıç noktasıdır.

İnsanın doğuştan bencil ve kötü olduğunu belirten psikoanalitik yaklaşım genellikle davranış bozuklukları üzerinde durmuş ve bunları tedavi yoluna odaklanmıştır.

5) Bilişsel (Gestalt) Yaklaşım: İnsan dışarıdan yönlendirilerek ilerleyen bir varlık değil tam aksine çevresindeki uyarıcıları seçip algılayan , bunları işleyen , böylece çevresinde olanları anlamlandırabilen bir varlıktır. Dolayısıyla insan burada aktif roldedir ve etken olan kendisidir başkası değil.

Gestalt yaklaşımındaki temel anlam bütünselci olmaktır. İçebakış yöntemini, yapısalcılar gibi problemin dibine inme amacıyla parçalamak için değil, tüm parçalara bir araya getirip bütünleştirmek için kullanırlar.

Davranışçılara tepkili olan bilişsel yaklaşım , davranışçıların aksine zihinsel süreçlere önem vermişlerdir. Bu nedenle insanların davranışlarının uyarı ve tepki bağıyla açıklanması mümkün değildir.

6) Olgunlaşma Yaklaşımı: Gelişimini biyolojik bir süreç olduğunu belirten bu yaklaşımın kurucusu Gessel’dir. Gelişimin olgunlaşma tarafından yönlendirildiğini belirten Gessel, çevresel faktörleri yadsımıştır. Bunlara ek olarak bireysel farklılıklarda dahil olmak üzere gelişim etkileyen temel nedenin genler olduğunu savunur. Gessel’e göre gelişim evrensel ve olgunlaşmayla ortaya çıkan bir süreçtir.

7) Hümanist (İnsancıl) Yaklaşım: İnsan kendi davranışlarını örgütleyebilen, denetleyebilen , potansiyelini kendi kendine ortaya çıkarabilen ve yaşama anlam verebilen özgür bir varlıktır. Bu kuramın savunucularından olan Carl Rogers ve Maslow, Freud’un aksine insanın doğuştan iyi bir canlı olduğuna inanır ve Freud gibilerin tümdeneysel yaklaşımlarına kesinlikle karşı çıkmaktadır.

Her bireyin tek, eşsiz ve benzersiz olduğunu belirten insancıl yaklaşım, insanın seçme şansı olan, kendini gerçekleştirmeyi temel alan bir varlık olduğunu belirtir. Dışarıdan bir müdahale olacaksa da bu, bireyin kişilik gelişimine katkıda bulunan bir müdahale olmalıdır.

8) Biyolojik Yaklaşım: Bu yaklaşıma göre çevresel değişiklikler nörokimyasal olayları etkileyerek davranışta da nörokimyasal değişiklikler ortaya çıkartabilir. Mayer ve Donald O Hebb‘in işlevselcilikten etkilenerek ortaya çıkardığı bu yaklaşımın temelini doğal ayıklama oluşturmaktadır. Doğal ayıklama davranışların kalıtım yoluyla insanlara geçtiğini belirtir.

Biyolojik yaklaşım, davranışların doğuştan gelen biyolojik bir kökeni olduğunu belirtir ve davranışın, çevreye uyum süreci olduğunu vurgular. Şöyle ki, çevresel faktörler vücudumuzu etkileyerek bazı reaksiyonlar göstermemizi sağlar. Örneğin bir piknik ortamında temiz havada kendimizi iyi hissetmemiz gibi. Psikolojinin temel yaklaşımları konusu burada bitmektedir.

Hakkında İdris Gündüzalp

PdrGünlüğü sitesinin kurucu ve editörü olarak yaklaşık 6 yıldır burada yazıyorum. Uzmanlığım çocuk ve ergen psikolojisi olmakla beraber temel amacım mesleğimiz için faydalı paylaşımlarda bulunmaktır.

İlginizi Çekebilir

Rüyanızda Gördüğünüz Renklerin Anlamları

Hemen hemen herkesin gördüğü hayali dünyadan yaşam kesiti olarak bilinen rüyalar, bu hayali dünyada  gördüğümüz …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir