Anasayfa / Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik / Ölüm ve Yaşlara Göre Ölümle Başedebilme Becerisinin Gelişimi

Ölüm ve Yaşlara Göre Ölümle Başedebilme Becerisinin Gelişimi

İnsanların yaşı ne olursa olsun ölümle baş edebilmek kolay değildir. Çocuklar bir yakınları öldüğünde yaşlarına bağlı olarak farklı tepkiler gösterirler. Çocukluk döneminde ölümü algılamak oldukça zordur. Yaş büyüdükçe, çocukluktan gençliğe geçiş devresi dediğimiz 10?12 yaş döneminde çocuklar bir gün kendilerinin de ölebileceği gerçeğini algılayabilirler. Bu yaşlarda çocuklar, ölen kişinin geri dönüp dönmeyeceği konusunda şüphe taşırlar. Özellikle ergenliğin ilk yılları olan 12?14 yaş döneminde çoğu zaman gençlerin en büyük korkusu, anne babasını ve yakınlarını kaybetmektir. Gençlerle yapılan anket çalışmalarında, gençlerin bir cümle tamamlama testine verdikleri yanıtlar arasında, ?En büyük korkum, annemi ya da babamı kaybetmek? cümlesine sıklıkla rastlanır.

13?19 yaşlarına gelindiğinde gençler ölümü bir yetişkin gibi değerlendirebilirler. Ölümün kaçınılmaz olduğunu ve herkesin bir gün öleceği gerçeğini kabul ederler. Gençlik döneminde soyut düşünme yetisinin gelişimi, gençlerin ölümü algılamalarını kolaylaştırır. Her ne kadar gençler zihinsel anlamda ölüm algısını kabul edebilecek düzeyde olsalar da, çoğu genç için bir yakınının kaybı, yaşamına gelmiş ciddi bir darbedir. Çoğu zaman bir yetişkinin bile kendini yeniden toparlayabilmesinin zorluğu düşünüldüğünde, gençlerin, yaşamlarının böylesine zor ve fırtınalı dönemlerinde ölümü kabullenebilmeleri ve yeniden yaşama tutunabilmeleri oldukça zor olmaktadır.

İşte bu noktada gençlerin etrafındaki bilinçli yetişkin desteğinin önemi büyüktür. Çünkü çoğu zaman, ölümü kabullenme biçimini, çevrelerindeki yetişkinlerin verdiği tepkilere göre oluştururlar. Sürekli yas tutan, ölen kişiyle ilgili süren konuşmalar, yanlış batıl inançlar, bireylerin ölümünü yaşamın bir gerçeği olmaktan çok,bir son olarak görmelerine ve ölümü bir kabuk için içinde yaşamalarına yola açar. Bireyler yaşları kaç olursa olsun, yaşanan bir ölüm olayının ardından aşağıdaki tepkileri verirler.

Korku: İlk şokun atlatılmasından sonra birey, yaşamının bundan sonraki bölümünü sorgulamaya ve kendisine ne olacağını düşünmeye başlar. Bu dönemde kendini yalnız, çaresiz ve zayıf hisseder. İnsanlar tarafından sevilip sevilmediğini düşünürken, yaşadığı hüzünle de mücadele etmeye çalışır.

Öfke: Ölüm olayının üzerinden zaman geçtikçe birey farklı duygulara doğru sürüklenebilir. İlk zamanlar yaşadığı hüzün, korku ve endişeler bir süre sonra yerini öfkelere ve kızgınlık nöbetlerine bırakabilir. Bu durumun nedeni, gencin, etrafındaki güven duygusunu yitirmiş olmasıdır. Kendini güvensiz, korumasız ve yalnız hisseden genç, etrafına karşı saldırganlaşarak ve fevri tepkiler yoluyla kendini göstermeyi dener. Bu dönemde, içinde yaşadığı durumdan ya da yakınının ölümünden birilerini sorumlu tutabilir.

Suçluluk: Bireyi yaşadığı yoğun duygular bir süre sonra yerini suçluluğa bırakır. Genç, sürekli geçmişi düşünür ve kaybettiği kişiyle olan anılarını hatırlar. Hatırlanan her an gence biraz daha acı verirken bir süre sonra geçmişte yaşadıklarının ölüme sebep olduğu fikrine kapılabilir ve kendini suçlamaya başlar. Bu dönmedeki suçluluk duygusunu birey, başka kişilere de yönlendirebilir.

Keder: Ölüm olayının ardından geçen zaman artıkça, birey karmaşık duygulardan biraz daha arınarak yoğun bir keder duygusuyla baş başa kalır.

Şok: Gençler ilk aşamada ölümün gerçek olduğuna inanmayabilir. ?Hayır, o ölmedi? cümlesini içinden tekrarlar ve ölümü olmamış kabul etme eğilimi gösterirler. Gencin etrafındaki yetişkinlerin tutumları bu dönemde gencin ölüme yaklaşım biçimini belirler. Yanlış yetişkin tutumları, gencin içinde yaşadığı karmaşanın artmasına, kendini olaylara ve her şeye kapatmasına neden olabilir.

Saydığımız aşamalar hemen her insanın bir yakınının ölümü ile karşılaştığında aşağı yukarı verdiği ortak tepkilerdir. Her birey yukarıda verilen aşamaları farklı sürelerle yaşar. Bazen bir gencin suçluluk duygusundan kurtulabilmesi aylar alabilir veya öfke nöbetleri çok uzun süre devam edebilir. Hemen her aşamada gence verilen psikolojik desteğin önemi büyüktür.

Ölüm sonrası yaşanılan her aşamada gencin, çevresindeki yetişkinlerle iletişim kurabilmesi çok önemlidir. Yaşadığı her duyguyu, korkularını, endişelerini etrafındaki yetişkinlerle paylaşan ve dinlenen, sevgi ve destek gören gençlerin, ölümün etkileriyle baş edebilmeleri daha kolaydır. Yetişkinlerin, gence yaklaşımları konusunda yardım almaları ve ona doğru rehberlik edebilmeleri, gencin yaşamının sonraki yılları için önemli bir adım teşkil eder.

Yetişkinlerin bu dönemde yanlış ve bilinçsiz yaklaşımları ise genci yaşamdan tamamen koparabileceği gibi uykusuzluk, kalp rahatsızlıkları, sinir krizleri, içe kapanmalar, ağlama nöbetleri, duygusuzluk gibi pek çok fiziksel ve psikolojik rahatsızlığa yol açabilir. Bir ölüm yaşanması, gençlere duyarlı biçimde yaklaşarak onları duygularını paylaşmaya yüreklendirmek açısından son derece önemlidir. Özellikle gencin sürekli kendi içinde ölümü sorgulaması sonucu zihninde oluşan sorulara yine yetişkinlerin doğru cevap vermeleri gencin, ölümü doğru biçimde değerlendirmesine yardımcı olur. Bu dönemde ihtiyaç duyduğu en önemli şey,güvende olduğu, hala sevildiği, korunduğu ve yalnız olmadığı gerçeğini hissetmesini sağlamaktır.

Hakkında İdris Gündüzalp

PdrGünlüğü sitesinin kurucu ve editörü olarak yaklaşık 6 yıldır burada yazıyorum. Uzmanlığım çocuk ve ergen psikolojisi olmakla beraber temel amacım mesleğimiz için faydalı paylaşımlarda bulunmaktır.

İlginizi Çekebilir

Yas ve Kayıp Karşısında İnsanlar Ne Yaşar

Pek çok insan yaşamı boyunca sahip olduğu iş, eşya ya da sağlık gibi kendisi için …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir