Anasayfa / Pedagoji / Ölüm ve Çocuklukta Ölüm Kavramı

Ölüm ve Çocuklukta Ölüm Kavramı

Ölüm algısına bakış açısı yaşam dönemi özelliklerine bağlı olarak farklılıklar gösterebilmektedir.Örneğin Psikoanalitik araştırmacılara göre küçük çocukların ölümü anlama ve kabullenme kapasiteleri,onların bilişsel ve duygusal olgunluk düzeyi ile sınırlıdır. Onlara göre çocuklar, ölümle ilgili olarak gereksiz kaygı gösterebilirler ve bu kaygıları genellikle, ölümün biyolojik boyutunu algılayamamalarından kaynaklanır.

Bu noktada ölüm kavramının birey tarafından farklı yaşam dönemlerinde algılanışı ve konunun bireye açıklanma biçiminin önemi ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, bireye gelişimi sürecinde ölüme karşı gerçekçi ve yapıcı bir bakış açısı kazandırmak oldukça önemlidir.

Çocuklukta Ölüm Kavramı

Ölümle ilgili kaygılar ve bununla başa çıkma şekilleri anlatılması kolay olgular değildir. Ölmekte olan çocukların ihtiyaçlarına hitap etmek çocuklarla ve onların aileleriyle çalışmada deneyimli, kendini adamış bir ekip ister. Yaşları küçük olduğundan çocuklar çoğu zaman sonuna kadar tıbbi açıdan çok agresif bir şekilde tedavi edilirler, bu da ölüme hazırlanmayı güçleştirir.

Yetişkinlerin ve çocukların ölümle başa çıkma mekanizmaları arasında fark görülmemektedir. Fakat çocukların ölüm hakkında ne düşündüğünü öğrenmek dil gelişimlerindeki yetersizlikten dolayı kolay olmamaktadır (Yıldız, 2004).

Çocuklarda ölüm kavramının gelişimi ve kazanılması, bilişsel gelişim ve yaşa bağlı olarak ayrı ayrı incelenmektedir. Bilişsel gelişime bağlı olarak ölüm kavramlarının kazanılmasını inceleyen araştırmacılar ölümle ilgili üç bilişsel yapı geliştirildiğinden söz etmektedirler. Bu yapılar işlevsizlik, geri dönülmezlik ve evrenselliktir. Bu kavramlara daha sonra nedensellik de eklenmiştir (Bjorklund, 2000). İşlevsizlik, yaşamı tanımlayan tüm işlevlerin ölümle kaybedilmiş olduğu anlamına gelmektedir. Nedensellik ise, ölümün biyolojik bir neden sonucunda oluştuğunu göstermektedir.

İşlevsellik ve geri dönülmezlik kavramları çoğunlukla dinlere dayanmaktadır. Ölenin ?bir gün döneceği ya da bizi yukarıdan izliyor olma teması? çocuklara yönelik dini aktarımların bir parçasıdır. Yetişkin bir kişi, ölümü bilimsel tanımıyla anlayıp kabullenirken bu tanımı çocuğa anlatma konusunda kararsızlık yaşamaktadır (Thalbourne, 1996). Buna karşılık küçük çocukların daha somut ve gerçekçi düşünebildiklerinden ölümün bilimsel olarak açıklanmasına daha kolay uyum sağlayabildikleri öne sürülmektedir (Ekşi, 1999).

Evrensellik, kaçınılmazlık olarak ele alınmakta ve yaşayan her şeyin öleceği anlayışını taşımaktadır.Piaget?in (1960) bilişsel gelişim modeline göre, çocukların ölüm kavramına odaklaşmaları, 7-12 yaşları arasında, ?somut işlemsel dönem??de baskın olarak gözlenmektedir. Bu dönemde çocuklar, ölümün kaçınılmaz, evrensel ve iç nedenlere bağlı olarak ortaya çıktığı anlamaktadır. Ancak ölümden sonra yaşam olabileceğine ilişkin inanışlar sergilemektedirler. ?İşlem öncesi dönem?de (2-7 yaş) ölüm, çocuk için geri dönüşü olan ve dış nedenlere dayalı bir olaydır. Ölüme ilişkin düşünce içeriğinin gelişimi ise 12 yaş sonrası dönemde gözlenmektedir (Orbach ve Glaubman 2005).

Çocuklar, ölümle çok erken yaşlarda ilgilenmeye başlarlar. Anababalarının konuşmalarını dinleyerek, ölüm haberlerini duyar ve ölü hayvanları görerek sorular sorar, bir anlam çıkarmaya uğraşırlar. Ancak, pek etkilenmiş görünmezler. Çocuğun ölüme ilgisi, duygusal bir tepki seviyesinden öteye pek geçmez.Çocuğun ölüm fikrini kabullenmesi, kısa zamanda ve kolay gerçekleşmez. Zihinsel ve duygusal gelişimiyle paralel olarak yavaş yavaş belli bir sırayla gelişir ve ölüm kavramını kendine mal eder (Dunning, 2006).

Gelişimsel açıdan ölüm algısı farklılaşırken din, kültür ve deneyimler de bu algıyı önemli ölçüde etkilemektedir. Daha açık bir ifadeyle; bireyin kendi bireysel yok oluşuna ilişkin düşünceleri, yaşamındaki kayıplardan, travmatik yaşam olaylarından ya da bilişsel ve duygusal olarak yaşama yüklediği anlamdan etkilenen dinamik bir olgudur. Dolayısıyla ölüm algısı, her birey için bağımsız gelişmektedir. Doğu ve Batı kültürünü bir arada barındıran öğeler taşıyan Pozitif Psikoterapi?nin kurucusu Peseschkian, çocuğun ölüm karşısındaki tepki ve anlayışının çevresi tarafından biçimlenmesine dikkat çekmiştir.

Peseschkian, eğer çevre ölüm hakkında açıkça konuşmazsa, kaybı yaşayan çocuğun da çevresinde görmüş olduğu davranışlara göre bir tutum geliştireceği üzerinde durmuştur. Örneğin; annesinin ölümünden sonra uzun süre anormal yas tepkileri gösteren bir annenin sergilediği tutum, kendi çocuğu için tam bir model oluşturur. Bu süreçte çocuk, kaybı anlama çabası içerisindedir fakat annenin bu tutumundan dolayı kendi varlığını da tehdit altında hissedebilmektedir.

Benzer biçimde; çocukluk döneminde bir ebeveynini kaybetmiş bireylerin incelendiği araştırmada, kaybın arkasından yas sürecindeki durum ve törenlere katılma şansı bulamamış bireylerin ileriki yıllarda suçluluk duygularının, depresyona yatkınlığının ve genel depresyon düzeyinin yüksek olduğu sonucuna ulaşmışlardır. Hayattaki ebeveyn ile açık iletişim, çevresel ve ailesel destek kayıp döneminde birincil öneme sahiptir (Erden, 2000). Örneğin; cenaze törenlerine katılan, ölüme öfkesini ifade eden, ölen ebeveynin evde resimlerini gören, mezar ziyaretleri yapan ve ölen ebeveynle ilgili hikâyeler dinleyen çocuklarda ileride görülebilecek depresyon ihtimali diğerlerine göre daha az olarak değerlendirilmiştir (Koç, 2003).

Hakkında Admin

PdrGünlüğü sitesinin kurucu ve editörü olarak yaklaşık 6 yıldır burada yazıyorum. Uzmanlığım çocuk ve ergen psikolojisi olmakla beraber temel amacım mesleğimiz için faydalı paylaşımlarda bulunmaktır.

İlginizi Çekebilir

Ölen Eşin Yasını Tutmak Ömrü Kısaltıyor

Eşi vefat edenlerim ölme riskinin arttığı tespit edildi. ABD’de yapılan bir araştırmada eşini kaybedenlerin, 3 …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir