Anasayfa / Genel / İnancın Özgüven Oluşumundaki Etkisi

İnancın Özgüven Oluşumundaki Etkisi

İnsanı inceleyen bilim dalları inama ve din duygusunu, her insanda doğuştan var  olduğunu  ortaya  koymaktadır.Her insan doğuştan bir aşkın varlığa inanma ve bağlanma kabiliyetine  sahiptir.İnsanların inanma  ile  ilgili  duygularını  tatmin  için arayış  içine  girmeleri  dinin  bir ihtiyaç  olmasına göstergesidir.Dolayısıyla inanma insan  ait  bir  özelliktir  ve insanın  inanç  olmadan  varlığını  devam  ettirmesi  zordur.

İnsandaki  inanma ihtiyacı,dine  eğilimli  olması ve  dini  kabiliyetle  kendini gösterir. İnsan yapısal olarak dini anlamaya ve yaşamaya hazırdır.Fıtrat olarak ifade edebilen bu  hazır  bulunuşluk hali, her  insanda  doğuştan  mevcut  olan  bir  yapıdır.Doğuştan  insana  verilen  özellikler,dinin  insan  için  ortaya  koyduğu  ilkeleri kabule ve uygulamaya elverişli özelliklerdir.Bir hadiste Hz Peygamber ?Her doğan fıtrat  üzerine doğar? ifadesindeki fıtrat hakkı  kabule  kabiliyetli, dini  kabule  yeterli olarak yorumlanmaktadır.

Bütün bunlardan inancın insanın doğuştan getirdiği bir kabiliyet olduğunu ve hayatını  sürdürürken  her  zaman  ihtiyaç  duyduğu  ruhsal  bir  gereksinim  olduğunu anlıyoruz.İnancı  güvenden ayrı  düşünemeyiz.  Çünkü  insan  güvendiği  şeye  inanır.İnsanın  her  yönden  tatmini  ve  huzuru için kendi  yapısına  uygun,  kendi  kabiliyetleri doğrultusunda  bir  hayat  yaşaması  gerekir.Güvenli  bir  yaşam  da insanın özüne fıtri ihtiyaçlarına  uygun olacaktır.Manevi değerlerin insanın  yapısında doğuştan var olduğu ve fıtratında yer aldığı düşünülürse,manevi  değerlere uygun  yaşama insanın özüne uygun yaşaması olduğu söylenebilir. Dine yönelmenin temelinde de bağlanma ve güven duygularının tatmini vardır.

?İman?  kelimesinin  sözlük  anlamı  onun  yapısı  içinde  güven  duygusunun varlığını  ortaya  koymaktadır. İman  kavramı  sözlükte  karşısındakine  güven  vermek,güven  duymak,  tasdik  etmek  ve  gönülden  benimsemek  anlamlarını  ihtiva  etmekte,ayrıca  kelimenin  mastarı  olduğu  ?amene?  fiili  insanda  korkunun  giderek  güvenin yerleşmesi  manası  taşımakla,  korku,  inkar  ve  hiyanetin  karşıtı  olarak  da kullanılmaktadır.  Kelime  manasının  da  gösterdiği  gibi  iman  haliyle insan  endişe duygusundan  uzaklaşarak kapsamlı ve sarsılmaz  bir  güvene  kavuşmaktadır.

İmanla  insanın  kavuştuğu  güven,  onun  hayatının  ilk  anlarından  itibaren kurtulmak  istediği  güvensizliğin  en  ideal  biçimde  giderilmiş  halidir.Bilindiği  gibi insan yaşamın ilk anlarından itibaren güven içinde olmayı ister. Bir bebeğin sağlıklı büyüyebilmesi  kendini  güvende  hissedebilmesiyle  yakından  ilişkilidir.  Güvenlik arayışı  insanın  dünyaya  ilk  adım  attığı  günlerde  başlayan  ve  hayatı  boyunca  tatmin etmek  istediği  temel  bir  gereksinimdir.  ?Şekil  ve  giderilme  yolları  değişmekle birlikte  güvensizlikten  kurtulma,  korunma  ve  himaye  altında  bulunma  hissi  hayat boyu devam eder?.

İman modelleri üzerinde araştırmada  bulunan  J.Kellenberger  bir birinden farklı  iman  tanımlarının  güvende  (trust) birleştiğini,  güvenin (trust) imanın  sahip olduğu özellikleri birleştiren bir duygu olduğunu vurgulamıştır. İmandaki  güven  duygusu  hem  korkunun  hem  de  hüznün  karşısında  yer  alan bir duygudur.  Aşkın bir varlığa  iman eden mümin  derin bir iç huzur ve ruh sekineti duyar. Çünkü iman insanın kendi başına cevap vermekten aciz kaldığı var oluşunun anlamına dair en temel sorularına çözüm getirmektedir. İnsan kendi varlığına anlam vererek,hakikati bulmuş olmanın rahatlığıyla huzura kavuşmaktadır. İman  sayesinde insan  aldanma  korkusundan  ve  tam  hakikati  alma  endişesinden  uzak  kalır.

Kendini bu kadar güvende hisseden insanın elbette ki özgüveni de yüksek olacaktır. Kendine güvendiği gibi diğer insanları da birer tehdit öğesi olarak algılamaktan vazgeçecek ve onlara da güvenebilecektir. Güvensizlik  duygusu  ise  dıştan  gelen  bir  saldırı  baskı  karşısında  oluşan  bir gerilim, bir  alt üst olma,  normalin dışına çıkma hali  olmaktadır.

İnsan  bu  normalin  dışına  çıkma  durumundan  sıyrılmak  için  çaba  gösterdiği  halde başarısız olursa kötümser bir dünya  görüşü geliştirebilmekte, inançlarından sarsılma yaşayabilmekte.Kendine  ve  insanlara  olan  inancı  sarsıldığı  zaman  umutsuzluğu artmakta.İnanç  duygusu  ile  güven  duygusu  paralellik  arz  etmekte. İnanç  arttıkça güven  artmakta.Ancak  uzun  süren  güvensizlik  duygusu  bireyin  inançlarını  da sarsabilmekte.  Bu  anlamda  inanılan  şey  büyük  önem  arz  etmekte.  Her  şeyin yönetimini  elinde  tutan,  koruyup  kollayan  ama  kendisine  karşı  kimsenin  korunup kollanamayacağı,bir  Allah?a  iman  etmekle  insan  kendini  güvenceye almıştır.  Allah  inananların  dostudur.  Allah  yalnız  hayırdır  ve  kutsidir;  bu sebeple  O?na  her  zaman  güvenilebilir.  Yaradanımız  kendinden  başka  dost edinenlerin  durumunu  kendisine  ağ  ören  örümceğe  benzetir.  Çünkü  barınakların  en çürüğü  örümcek  ağıdır.O halde  Yaradanını  dost  edinmek  insanı  en  çok güvende kılan şeydir.

İnanan  insanın  Yaradanına  duyduğu  bağlılık  ve  güven  onun  sıkıntılar,zorluklar,  felaketler  karşısında  dayanma  gücünü  kat  kat  artıracaktır.  Hz.Peygamber?in bir hadisi mümin sahip olduğu psikolojiyi güzel bir şekilde izah eder.Müminin haline şaşarım. O her zaman hayırdadır.Böyle bir hal ancak mümin içindir.Rahatta iken şükreder, bu onun için hayırdır. Sıkıntıda olduğu zaman sabreder, bu da onun  hayrınadır. İman,  insanın  ümitsizliğe  kapılmasına engel olur.

Güven  duygusu  umuda,  güvensizlik  duygusu  da  umutsuzluğa  eşlik etmektedir.Bu  sebeple  güven  duygusu,  kişilerin  umutsuzluğa  düşmesi  için  ruhsal dengeyi  sağlayan  başlıca  unsur  olmaktadır.  Güven  duygusunun yerini  güvensizlik  alınca,  ruhsal  denge  bozulmakta  umutsuzluk  baş  göstermektedir.Çünkü kişinin ?yüreklilik  ve kendi yeteneklerine kesin inanç?  demek olan özgüveni, yani kendine olan güvenini ve kendi gelişmesine olan güvenini yitirmesi,  umutsuzluğa  düşmesi  demekti.  Onun  için  kişi kendisine, insanlara, yaşama  karşı  güven  sayesinde  umutlu,güvensizliği  nedeniyle de umutsuz olmaktır.

Dolayısıyla  inanç  ve  güven  umudu  beraberinde  getirir. İnsan  kendisi dışındaki  yüce  bir  kudrete  inanmak  ve  bağlanmak  suretiyle  yaşadığı  dünyada bulamadığı  güveni  elde  etmiş  olmaktadır.  İnançlı  insan  Allah?a  olan  bu  güveni sayesinde,  inançsızların  sık  sık  içerisine  düştükleri  umutsuzluktan  kurtulabilmektir. Yani,  ?dini  inanç  kişiye  geçici  olmayan  bir  güven  duygusu  vermektedir?.Bu  sebeple  din  temel  güven  duygusunun  kaynağını  oluşturmaktadır.

Hayat,  doğumdan  başlayarak  ölünceye  kadar  karşımıza  çıkan  güçlükleri çözebilme ve sürekli değişen şartlara intibak edebilme çabası olarak yaşanır. Allah?a bütün  kalbiyle  inanan  ve  güvenen  bir  kişinin  bu  imanı  sayesinde,  kendisine  olan güveni, dayanma ve direnme gücü artmakta başkalarına bağımlılıktan kurtulmakta ve hayattaki  problemlerle  baş  etme  gücünü  kendinde  bulabilmektedir. Dolayısıyla  insan  dini  inancı  sayesinde  sağlam ve  güçlü  bir maneviyata  sahip bulunarak hayatın getirdiği güçlükler karşısında umutsuzluğa düşmeksizin mücadele edebilmektedir. Bu sebeple dini inanç, insanda sağlam bir kişilik  yapısı  meydana getirmektedir.Allah?a olan inancı sayesinde, kendine ve kendi güçlerine inanan insan,sağlam,bütünleşmiş bir şahsiyet geliştirmiş olmakta ve hayatın güçlükler karşısında kolay sarsılmamaktadır.

Dini inanç ve değerlerin başta gelen fonksiyonu, insanın hayata bir anlam kazandırmalarıdır.Dolayısıyla  dini inanca  ve  tecrübeye  sahip  olan  bir  kimse  hayatına  anlam  ve  güzellik kaynağı  temin eden  büyük  bir  hazineye  sahip  olur. Hayatın  yapısından kaynaklanan  boşluk, anlamsızlık  ve  ölüm  gibi  insanı  mutsuzluğa  sürükleyen  bir takım  kaygıların  üstesinden  rahatlıkla gelebilmektedir.Zira,Allah?a,kadere,kainattaki düzene ve ahirete olan inanç,insana karşılaşılabilecek en kötü tecrübelerin bile bir anlamının olduğunu öğreterek,umutsuzluğa,güvensizliğe  düşmesine  engel olabilmektedir.

Yaradana  güvenmek  ve  O?na  ümitle  bağlanmak  maddi  manevi  karşılaşılan pek çok güçlüğü yenmekte insana önemli bir direnç verecektir. Çünkü O, merhameti her şeyi çepeçevre kuşatmış olan bir varlıktır.Yaradana  olan  inanç,  insanlardaki  aşağılık  duygusunun  ortadan  kalkmasını sağlar.  Yaradana  olan  inancımızı  artırırsak,  bunun  kendimize  daha  çok  güven duymanızı sağladığını görürüz. Güvensizlik  veya  güven  duygusuna  sahip  olmak  bizim  elimizdedir. İkisi  de düşünce  tarzımızın  sonucunda  ortaya  çıkar.Hep  kötü şeyler  olacağını  düşünürsek,sonuçta  güvensizlik  duygusu  oluşur. İşin  en  kötü  tarafı, bu  fikirler  kafamızda bulunduğu sürece, sonunda korktuğumuz her şeyin başımıza gelmesidir.Sahip olduğumuz gerçek  güçler  daha  önceleri  korku  ve  güvensizlik duygusu yüzünden çıkamaz, bir köşede sinip kalır.Oysa düşünce tarzını değiştirme korku ve güvensizlik yok olur ve yaratıcı güçlerimiz tamamen ortaya çıkar.

Günümüzde  çoğu  insan  güvensizlik  içindedir.  Hemen  her  yerde  içi  korku dolu  veya  ürkek,  yetersizlik  ve  güvensizlik  duygusuyla  kıvranan,  sahip  olduğu güçlerin  farkında  olmayan  insanlarla  karşılaşırız.  Sorumluluk  almaktan  çekinen  ve önüne çıkan fırsatlardan korkan birçok insan görürüz.

Kendine  güven  duygusu  kaybolunca  bunu  tekrar  kazanmayı  sağlayan  en önemli  etken,Yaradanın  devamlı  bizimle  dolduğunu  ve  bize  yardım  edeceğini bilmektir. Bu  kendimize  yeniden  güven  duymamızı  sağlayacaktır.  Hemen  hemen bütün  kutsal  kitaplarda  Yaradanın  bizimle  olacağı,  yardım  edeceği  ve  devamlı  bizi görmekte  olduğu  belirtilir.  Başka  hiçbir  şey  kendimize  güven  duygumuzu kazanmamızda bu söz kadar yardımcı olamaz. Ara sıra şu sözleri söylememiz yeter:

?Yaradan benimle beraber. Yaradan bana yardım ediyor. Tanrı bana yol gösteriyor.

?Her  gün  birkaç  dakika  bu  sözlere  ayırmamız  ve  içimizde  duymamız  çok  faydalı olacaktır.Bu sözleri söyleyip inandığımızda  gerçekleştiğini görebiliriz.

Bu  anlamda  ?Yaptığımız  her  seçim  ve  sahip  olduğumuz  her  inanç  yaşamın bütününü etkiler?diyebiliriz. Çünkü ?Neye inanıyorsak o bizim gerçeğimiz  olur?.Bu  yüzden  seçimlerimiz  ve  inançlarımız daha öncede belirttiğimiz gibi kendimizi,hayatı,insanları anlamamızda,yorumlamamızda büyük önem arz etmektedir.

Zira ?İnanç,ruhun olumlu bulduğu şeyleri kabul  etmektedir. ?Elbette ki bizi yargılayan,geliştirmeyen,  sürekli  eleştiren  kişisel inançlarımızı ruhumuz da kabul etmeyecektir.Özgüven duygumuz kişisel inançlarımızdan etkilendiği gibi sosyal yapıdan da oldukça  etkilenir.  Bugün  ülkemizde  psikiyatriste  giden  insanların  sosyal adaletsizliklerden  çok  fazla  incinen  insanlar  olduğu  görülüyor.?İnsanlar  gerek birbirlerinden gerekse  kamu  kuruluşlarından  hakkaniyetli  bir  tutum göremediklerinden  çok  fazla  yakınıyorlar.

Özgüven  duygumuz  gündelik  hayatta adaletsizliklere  toslaya  toslaya  yıpranıyor.Halbuki  hepimiz  bu  hayatı  emniyetli  bir şekilde  yaşamak  istiyoruz. İnsanın,  dünyada  güven  içinde  var  olma  hakkı  en  temel hakkıdır.Gündelik  hayatta  insanlar  haksızlığa  uğradıklarında,adaletsizliğe uğradıklarında,  hem  sosyal  hayata  duydukları  inanç  zedeleniyor  hem  de  içinde yaşadığımızı  toplum,artık bir kurallar manzumesi içinde  hareket  eden  uygar insanların oluşturduğu  bir  toplum  olmaktan  çıkıyor.Kaldı  ki insan  düşünce  tarzının  ve  adaletinin  bile  bir  noktada  bize yetersiz  geldiği  durumlar oluyor. İşte  orda  hayatımızdaki  olayları  istediğimiz  sıraya  koyup  istediğimiz  gibi yapmanın  bizim gücümüzü  aştığına  şahit  oluyoruz.İnancımızı  ilahi  otoriteye kaydırmamız gerektiğini görüyoruz.

Görmesek de yaşamımızın ?İlahi adalet? ile yöneltildiğine güvenmenin huzurunu  yaşıyoruz. İstediğimizi elde edemediğimizde,kandırıldığımızı hissettiğimizde kurbanlık duygusuna kapılmadan Yaradanımızdan  değiştirebileceğimiz şeyler için cesaret,değiştiremeyeceklerimiz için de yüksek kabulleniş dileyebiliriz. İnancımız bize bunu kolaylaştıracak ve etkin kılacaktır. Yani ?inanan insan güçlükler karşısında yenilmez,onları eninde sonunda parçalayıp hedefine ulaşan insandır?.Kendinden  daha  güçlü  bir  kuvvet  olduğuna  inanan  ve  yaşamını  O?nun  ellerine bırakan  insan  zorlukları,  sıkıntıları  yenme  gücünü  kendinde  bulabilir. Böylece özgüvenimizi zedeleyen yetersizlik duygusundan inanç sayesinde kurtulabilir, hayata daha bir güvenle bakabiliriz.

Hakkında Admin

PdrGünlüğü sitesinin kurucu ve editörü olarak yaklaşık 6 yıldır burada yazıyorum. Uzmanlığım çocuk ve ergen psikolojisi olmakla beraber temel amacım mesleğimiz için faydalı paylaşımlarda bulunmaktır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir