Anasayfa / Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik / Rehberlik Hikayeleri / Gelecek Kaygısı Olmayan Bir Öğrencinin Hikayesidir

Gelecek Kaygısı Olmayan Bir Öğrencinin Hikayesidir

Ders çalışma masasına oturdu. Tozlanmış raflardan hiç dokunulmamış test kitabını çıkardı ve ilk sayfayı açtı. Kitabın içeriğinden bahsediliyordu ilk sayfada. Daha sonra kitaptaki konulara baktı, ne kadar da çoktu konular. Tam 23 tane konu vardı, her biri en az 10 sayfa. Bunları nasıl çalışacağını düşündü .İlk konunun girişine baktı.Biraz okudu ve sonra elindeki kalemi bıraktı ve kitabını kapattı. Yine sıkılmıştı ders çalışmaktan. Henüz ders çalışmaya başlayalı 5 dk bile olmamıştı ama o sıkıldı.

Babasının ve annesinin zorlamaları olmasa 5 dk bile durmak istemiyordu dersin başında. Odadaki bilgisayarda oyun oynamak, hele o çok sevdiği futbol oyununu oynamak yerine ders çalışmak çok mantıksız geliyordu. Ders başında geçirdiği 5 dk, ona 2 saat gibi geliyordu. Ama oyun oynarken öyle miydi? Oyun oynarken zaman su gibi akıp geçiveriyordu. Tüm bunları düşündükten sonra ders çalıştığı masanın başından kalktı ve doğru bilgisayarın başına gitti ve oyun oynamaya başladı.  Oyun gerçekten çok eğlenceliydi. Hele bir de gol atınca daha da zevkli oluyordu. Birden odasının kapısı açıldı, gelen babasıydı:

-Berk ne yapıyorsun oğlum? Hani ders çalışacaktın bana söz vermiştin ders çalışacağına?

Berk oyun oynamaktan kafasını bile babasına çevirmeye vakit bulamıyordu. Bir yandan oyun oynuyor bir yandan babasının sorularını cevap yetiştiriyordu.

-Tamam baba çalışacağım, şu oyun bitsin çalışacağım.

-Oğlum kapat şu bilgisayarı, yeter artık. Her gün oyun oynuyorsun. Ama derse gelince hiç umursamıyorsun.

-Ama baba çalışacağım dedim.

-Oğlum Cuma günü akşamdan beri hiç ders çalışmadın. Bugün Pazar, yarın okul var. Ne ödevlerini yapıyorsun ne de sınava hazırlanıyorsun.Kaldı şurada 3 ay sen hala oyun peşindesin.

-Al baba gol yedim işte…

-Kapat bilgisayarı..

-Al kapattım, dersimin başına da geçtim..Oldu mu şimdi, diyerek kitaplarının başına geçen Berk’in gözleri kitaptaki yazıları okuyor olsa da aklı başka yerde olduğu kesindi.

Ertesi gün okula gitti Berk. Ancak babası da yanındaydı. Babası Berk’in öğretmeni ile görüşecekti. Berk’e hiç ders çalıştıramadıklarından bahsedecekti. Okula geldiklerinde Berk sınıfına, babası da öğretmenler odasına doğru yürüdü. Babası, Berk’in öğretmeni ile koridorda karşılaştı. Babası Berk’in durumundan şikâyet etti öğretmenine. Öğretmeni de aynı şeyleri söyledi. Berk derslerde de ilgisizdi. Babasına:

“Ahmet Bey, siz üzülmeyin bir de ben konuşayım Berk’le. “ dedi ve babası öğretmene teşekkür ederek okuldan ayrıldı.

İlk teneffüste öğretmeni Berk’i yanına çağırdı ve Berk’e neden derslerine çalışmadığını sordu. Berk:

-Çok sıkılıyorum ders çalışırken öğretmenim, sevmiyorum.

Öğretmeni Berk’e nasihat etti ve gitti. Ancak Berk’in böyle nasihatlere karnı toktu. Öğretmeninden ayrılırken içinden:

“Neymiş efendim ders çalışmazsam sınavı kazanamazmışım,sonra çöpçü olurmuşum….Amaaaaannnn..Sınavı kazanmak isteyen kim zaten..Sınav beni kazansın…”diye söyleniyordu.

Sınav günü geldi. Ailesi Berk’ten elbette bir başarı beklemiyordu. Babası Berk’i sınava gireceği okula götürdü. Sınavdan çıktıktan sonra Berk’in morali pek iyi değildi. Sınav iyi geçmemişti elbette. İçinde ufak bir pişmanlık hissetti. Ama bu fazla sürmedi. Çok değil 1 ay sonra da sonuçlar açıklandı ve Berk kazanamadı. Eğitimine ilçedeki küçük lisede devam edecekti.

Berk şimdi lise son sınıfa gidiyor. Derslerini sorarsanız yine aynı. Herhangi bir değişme yok. Ailesi çok uğraştı ama o öncekinden daha hırçın oldu ailesine karşı. Artık okuldaki derslere bile nadiren gidiyordu.Öğretmenleri okulu bitirince ne olacaksın diye sorduğunda,”Bakarız!” deyip oradan uzaklaşıyordu. Gerçekleri görmek istemiyordu adeta. Peki gerçekler neydi?

Berk şimdi 25 yaşında. Askerliğini de yaptı. İş arıyor. Kendi çapında bir dükkân açtı. Belki Sakıp SABANCI gibi ben de zengin olurum dedi. Ama yeterince para kazanamadığını ve hayat boyu bu işi yapamayacağını düşünerek kapattı dükkânı. Daha sonra KPSS’ye başvurdu. Biraz çalıştı ama onu da kazanamadı. Sevdiği bir kız var Berk’in, adı Sinem. Sinem de Berk’i seviyor ama kızın babası “İşsiz güçsüz bir herife kız vermem ben!” diyor. Zaten Berk de iş bulmadan evlenmeyi düşünmüyor.

Geçen gün liseden bir arkadaşını gördü, Kadir. Öğretmen olmuş. Konuştular, eski günleri yad ettiler. Ancak Kadir’le konuşurken, Berk’in içinde bir burukluk vardı hep. Keşke ben de Kadir gibi olabilseydim diyordu. Ama çok geç kaldığını biliyordu.

Yarın bir markette eleman arıyorlarmış. Gönlü hiç razı olmasa da oraya başvuracak. Yatağına gitti. Ama gözüne uyku girmiyordu. Kendi kendine yatakta kızıyordu Berk:

-Keşke zamanında çalışsaydım. Madem derslerinde başarılı olamıyorsun bari git bir şeyler öğren. Mesela gitar çalmasını öğren, resim yapmasını öğren, güzel sanatlar lisesine git. Ah benim eşek kafam hiç düşünmedim ki. Hâlbuki elimde yapabileceğim bir iş olsaydı en azından onu geliştirirdim. Ama nafile… Meğerse babam doğru söylermiş… Sen kendin bugün çalışmazsan ilerde başkaları seni çalıştırır diye… Al işte yarın ben kendim gideceğim patron adayımın ayağına ve yalvaracağım lütfen beni çalıştır diye…

Arif SANCAR

Rehber Öğretmen

Hakkında sncrf

İlginizi Çekebilir

Hizmet Alanlarına Göre Rehberlik Türleri Nelerdir?

Rehberlik alanı, çalışmaları kapsamında çeşitli bölümlere ayrılmaktadır. Bu alanlar sırasıyla eğitim,sağlık,sosyal yardım ve endüstridir. Eğitim …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir