Anasayfa / Kişisel Gelişim / Eleştiri, Geliştirir mi?

Eleştiri, Geliştirir mi?

Eleştiri Türk Dil Kurumunda bulunan sözlük tanımına göre, “bir insanı,bir eseri, bir konuyu doğru ve yanlış yanlarını bulup göstermek amacıyla inceleme işi, tenkit” olarak tanımlanmaktadır. Tanımda dikkat çekmek istediğim “doğru ve yanlış yanlarını bulup göstermek” . Fakat ne yazık ki, eleştiri genellikle “yanlış yanlarını bulup göstermek” olarak kullanılabilmektedir.

Evet, bir toplum içinde yaşıyoruz ve kişiliğimiz, hayatımız, başarı ya da başarısızlıklarımız, ortaya koyduğumuz ürünler vb.. eleştiriye maruz kalabiliyor. Özellikle de bizim için fikri önemli olan, sevdiğimiz, saydığımız, anne, baba, eş, abla, abi, kardeş, konunun uzmanı olarak algıladığımız kişiler vs.. artık sizin için kimin fikri önemliyse işte bu kişilerden duyduğumuz eleştirileri daha çok önemseme eğiliminde oluyoruz. Peki bu insanlar bizi neden eleştiriyor? Aslında burada önemli olan yapılan eleştiriden çok eleştirinin nasıl yapıldığı. Yıkıcı tarzda yapılan, yargılayıcı eleştiriler, özellikle küçük yaşlardan itibaren maruz kalınmışsa kişide önemli problemlere yol açabiliyor. Değersizlik hissi, yetersizlik duygusu, öz güven eksikliği, öz saygı da azalma vs… üstelik küçük yaşlardan itibaren eleştirilerek yetişmiş kişilerde sürekli bir eleştirilme korkusu olduğu için, sürekli başkalarının onayını almak için bir çaba içine girebiliyorlar. Yeni bir şey denemekten korku duyuyorlar. Hatta zamanında yapılan eleştirileri içselleştirdi ise, artık kimse onu eleştirmese de, bu seferde zaten kendi iç sesi bu eleştirmenlik görevini çok da başarılı bir şekilde sürdürmeye devam ediyor. Örneğin, küçükken sürekli kendisine “şişko”denilen biri, artık kendisi bir şeyler yediğinde suçluluk hissedebiliyor ve kendi kendine “şişko, iradesiz ” vs… diye yargılamaya geçiyor. Ya da kendisine “beceriksiz, sakar, aptal” denilerek büyümüş bir kişi, artık kendisi, kendinin böyle olduğuna inanmaya başlıyor ve diyelim ki büyüdüğünde patronu bir uyarıda bulunduğunda direk iç sesi ” yine beceremedim, ben ne kadar aptalım” diyebiliyor. Burada gerçek problem kişinin negatif yönde kendisine söylenen lafları içselleştirmiş ve bunlara inanmış olmasından kaynaklanıyor. Büyüdükçe başkaları tarafından söylenen eleştiriler kişinin zaten inandığı negatif düşüncelerini tetikliyor. Bir yerde, yaranıza parmak basılması gibi düşünebilirsiniz. Burada kişilerin yapması gereken parmak basan kişiden uzaklaşmaktan ziyade, yarasını iyileştirmeye çalışmak olmalı. Çünkü, her yerde fütursuzca yorumlar savuran insanlarla karşılaşabiliriz. Ama yaramız iyileşirse artık bassa da acıyacak bir şey kalmaz ortada.

Peki bu yara nasıl iyileşecek?

Eleştiri, aslında sadece bir fikir, bir düşüncedir. Bunu söyleyen kişinin KENDİ DÜŞÜNCESİDİR YANİ MUTLAK DOĞRU DEĞİL. Örneğin, babanız sizin sürekli, ders çalışmadığınız için, tembel olduğunuzu veya sırf matematiğiniz kötü diye salak olduğunuzu söylüyordu. Tamam, bu sadece babanızın kendi düşüncesi. Bu mutlak doğru değil. Matematiğiniz kötü diye salak değilsiniz. Ders çalışmıyorsunuz diye de tembel değildiniz. Bu hayatta sizi coşkulandıran, sizi çalışırken mutlu eden bir alan mutlaka var. Sizin matematik yeteneğiniz olmayabilir ama yetenekleriniz mutlaka var. Önce size yapılan ve artık kendi kendinize otomatik olarak yaptığınız eleştirileri FARK ETMEYE ÇALIŞIN. BEYNİNİZDEN GEÇEN DÜŞÜNCELERİ İZLEYİN BİR BAKIN, SİZE NE DİYOR? bunları not edin. Hangi durumlarda devreye giriyor? Peki bunları fark ettiniz, hangi durumlarda devreye girdiğini tespit ettiniz, çok güzel şimdi lütfen olabildiğince objektif bir şekilde sorgulayın. ” Bu gerçek mi? Neden, bunu açıkla? Kanıt olarak ileri sürdüğün davranışlar neler? Bu kanıtlar kendini böyle nitelendirmek için yeterince güçlü kanıtlar mı? Bu durumun tersini gösteren kanıtlar neler? Bu çelişkiyi açıklar mısın? Bunun buna sebep olduğu nerede yazılı? Sen buna inandıkça nasıl hissedeceksin? Sen bu düşünceni değiştirirsen nasıl hissedeceksin? gibi sorularla kendinizin işe yaramayan, beceriksiz, aptal, yetersiz, değersiz olduğu yönündeki düşüncelerinizi lütfen olabildiğince objektif sorgulamaya çalışın. Ardından her birinin yerine daha akılcı bir düşünce geliştirmeye çalışın. Örneğin, ben beceriksizim, bunu da başaramayacağım diye düşünüyorsunuz. Bu inancınızı sorguladıktan sonra sizi tanımlayan gerçek düşünce olmadığını direkt fark edebilirsiniz veya bu hemen olmayabilir. Tekrar sorgulayın. Daha objektif olmaya çalışın. Ardından yerine daha akılcı bir düşünce geliştirmeye çalışın. Örneğin, “ben beceriksizim, bunu da başaramayacağım” yerine, ” evet ben bir insanım ve hata yapabilirim. Bunu yapmayı deneyebilirim. Başarmayı umuyorum. Başaramazsam da öğrenmiş olacağım. Herkes bir şeyleri başlangıçta yaparken hatalar yapabilir. Bu normal. Öğrenmeyi hedefliyorum ve buna odaklanmayı seçiyorum. ” gibi, ya da eğer benzer durumlarda daha önce başardığınız bir şeyler varsa ” bunu daha önce başarmıştım, tekrar deneyebilirim ” gibi… siz tabi ki size iyi gelen düşünceyi geliştirin. Örneğin, bir kızsınız ve anne ya da babanız ya da başka birileri sizi sürekli “erkek gibisin, kız dediğin kibar olur, kız dediğin hanım hanımcık giyinir” vs.. gibi eleştirdi. Siz bunun gerçekliğine inandınız ve kendinizi beğenmiyor, sürekli bedeninizi eleştiriyorsunuz. Öncelikle, bu düşüncenizi fark etmeye çalışın. Hangi durumlarda tetiklendiğini yakalamaya çalışın. Şimdi, lütfen sorgulayın. Size bunu söyleyen kişiye göre kız olmak böyle bir şey olabilir. Ama siz öncelikle bir bireysiniz, cinsiyetinizin ötesinde bir kimliğe sahipsiniz. Dünyada bir çok farklı tarza sahip kadın var ve evet onlar bir kadın. Ne giydiğiniz, nasıl konuştuğunuz cinsiyetinizi belirlemez. Kadınsanız kadınsınızdır. Kendinizi olduğunuz gibi ifade edebilirsiniz. Şimdi de bu eleştirinizin yerine akılcı bir bakış açısı geliştirin lütfen. Örneğin, benim kadın olmamı sağlayan şey, ne giydiğim, nasıl konuştuğum, ne kadar makyaj yaptığım, süslendiğim değil, ben bir kadınım. Bedenim, bir kadın bedeni, ruhum da öyle. Bu ispatlamama gerek olan bir şey değil. Çünkü zaten ben bir kadınım ve ben istediğim gibi bir kadın olma özgürlüğüne sahibim. Gibi… Ve tetiklendiğiniz durumlarda, kendinize eleştiri oklarını tuttuğunuzda, lütfen kendinizi durdurup, yeni düşüncenizi kendinize hatırlatın. Eğer sizi rahatlatıyorsa doğru cümlenizi bulmuşsunuzdur.

Evet alışkanlıkları değiştirmek biraz zaman alabilir ama inanın buna değer. Çünkü, her insan zaten değerlidir. Her insan da var olan bir yetenek mutlaka var. Sizde güzel olan şeyler elbette var. Hata yapabiliriz. Bu hepimiz için böyle. Yaşantılarınıza, doğru, yanlış, hata gibi bakmak yerine her birine deneyim olarak bakmaya çalışın. Her gün hayatı deneyimliyoruz ve öğreniyoruz. Eleştiri sadece bir düşüncedir. Mutlak doğru değildir.BAŞKALARININ SİZİNLE İLGİLİ OLUMSUZ DÜŞÜNCELERİNİN, GERÇEKLİĞİNİZ OLMASINA İZİN VERMEYİN. SİZ, SİZE İYİ GELEN KENDİ DÜŞÜNCELERİNİZİ İNŞA EDEBİLİRSİNİZ. Belki biraz zamanınızı alabilir alıştığınız düşünceleri değiştirmek ama sonunda kendinizle barışmak her şeye değer.

Eleştiri sadece bir düşüncedir. Katılmak zorunda değilsiniz. Değerlendirin. Yararlı noktaları varsa alın. Yoksa unutun gitsin. Sizi eleştiren kişinin kendisine bir bakın, o eleştirdiği konuyla ilgili kendisi ne durumda ? Son olarak elbette herkes düşüncelerini ifade etme özgürlüğüne sahiptir. Ancak bunu yaparken, neyi nasıl söylediğiniz önemlidir. Şu kalıbı kullanmaya çalışın “olumlu-olumsuz-olumlu”. Yani karşınızdakine olumsuz bir şey söyleyecekseniz, önce olumlu bir tarafını, sonra olumsuz tarafını söyleyin. Son olarak tekrar olumlu ile bitirin. Örneğin; diyelim ki, kızınız ya da oğlunuz o derslerine çalışmayı ihmal ediyor ve sizde onun için endişe ediyorsunuz. Sen tembel ve sorumsuz birisin demek yerine. “Sevdiğin şeyleri yaparken ne kadar emek verebildiğini görüyorum, bu dönem derslerine yeterince ilgi göstermediğini DÜŞÜNÜYORUM ( derslerine yeterince ilgi göstermiyorsun demeyin bunun sizin düşünceniz olduğunu belirtin) derslerine çalışmakla ilgili seninde sevip, eğlenebildiğin yöntemler mutlaka vardır. Bunları birlikte keşfedebiliriz ” diyebilirsiniz. Böylece kişiliğine yönelik değil gerçekten ders çalışmamasına yönelik vurgu yapmış olursunuz. Nasıl söylediğimiz, bazen ne söylediğimizden daha önemli olabiliyor. Amacınız gerçekten karşınızdaki kişinin gelişmesine destek vermekse bunu nasıl söylediğinize dikkat etmeniz çok önemli. Kişiliğine saldırmadan, olan durumu ortaya koyarsanız daha sağlıklı bir iletişim kurmanız mümkün olabilir.

“Gözlerim görebildiği sürece resim yapmaya devam edeceğim. Göremediğim zaman da eleştirmen olacağım.” A. Walkowitz

Psikolojik Danışman

Serap BAROL KORKMAZ

Hakkında serap barol korkmaz

uludağ üniversitesi psikolojik danışmanlık ve rehberlik bölümü mezunuyum ve halen aynı üniversite pdr alanında yüksek lisansımı yapmaktayım. Araştırmak, okumak, öğrenmek ve yazmak yapmaktan en çok zevk aldığım şeyler arasında... Hayatı keşfetmeyi ve insanların kendilerini keşfetmelerine yardımcı olmayı çok seviyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir