Anasayfa / Pedagoji / Dikkat ve Dikkat Sürecini Etkileyen Değişkenler

Dikkat ve Dikkat Sürecini Etkileyen Değişkenler

Dikkat sürecinin işleyişini araştıran deneyler, aynı anda verilen iki veya daha çok uyaranın organizma tarafından nasıl algılandığını test etmek amacıyla yapılmaktadır. Bu konuda yapılan araştırmaların sonuçları aşağıdaki gibi özetlenebilir.

Uyaranlar  arasında anlamlı ilişkilerin bulunması, dikkatin yoğunlaştırılmasını kolaylaştırmaktadır.

Uyaranlar arasında , anlamlı ilişkilerin bulunması olgusu, öznel algılara göre değişiklikler göstermektedir.Buna göre anlamlandırma, geniş ölçüde bireylerin psikolojik yapılarının ve ön öğrenme düzeylerinin farklılığına bağlıdır.

uyaranların verildiği fiziksel bağlama uygunluğu (ses,ışık,ısı,renk) dikkatin yoğunlaştırılma düzeyini etkilemektedir.

Ancak uyaranların fiziksel bağlama uygunluğu,tek başına yeterli değildir. Çünkü dikkat süreci  aynı zamanda  organizmanın içsel yaşantıları tarafından yönlendirilmektedir. Dolayısıyla fiziksel uyaranların bireyin psikolojik durumuna ve gereksinimlerine uygun bir yapı ve içerikte  olmasına özen gösterilmelidir.

Dikkatin yoğunlaştırılması, organizmanın belli gereksinimlerle güdülenme düzeyine bağlıdır.

Dikkati etkileyen olumlu ve olumsuz değişkenler şöyle sıralanabilir.

  1. Zihinsel  etmenler ; bireyin zeka düzeyi , algı ve bellek süreçlerinin işleyişi.
  2. Hazır bulunuşluk; bir öğrenme yaşantısı açısından öğrencinin duyuşsal özelliklerinin bilişsel yeterliliklerinin ve devinsel becerilenin uygunluk düzeyi.
  3. Organizmanın içinde bulunduğu iç ve dış fiziksel uyaranlar,(iç uyaranlar, beslenme ve uyku eksikliği, yorgunluk vb. dış uyaranlar ise ısı , ışık ,ses vb.)
  4. Aşırı ya da yetersiz güdülenme.
  5. Uygun bir ödül ve ceza sisteminden yoksunluk
  6. Geri besleme yetersizliği
  7. Amaç yoksunluğu ya da belirsizliği
  8. Başarısızlık endişesi
  9. Başarı hazzından yoksunluk
  10. Aşırı kaygı ve gerginlik
  11. Öğrenme yaşantısının bireyin iç dünyasındaki duygu durumuna uygun düşmemesi
  12. Hatalı zamanlama
  13. Eğitimde öğretmen merkezli öğretim stratejilerinin egemen olması
  14. Otokratik ve Buyurgan öğretmen tutumları
  15. Sınıf içi iletişimde empatik algıdan yoksunluk
  16. Aşırı şekilde standartlaştırılmış başarı ölçütleriyle, öğrenci performansını değerlendirme anlayışı
  17. Öğretim yaşantısı içinde öğrencinin kendilik, bütünlük ve özerklik gereksinimlerinin karşılanamaması
  18. Eğitimde demokratik, katılımcı ve esnek bir öğretim yaklaşımından yoksunluk
  19. Öğretim yaşantılarının soyutluk ve karmaşıklık düzeyi
  20. Eğitim ortamının psikolojik ve fiziksel özelliklerinin, öğretim yaşantılarının amaçlarına uygunluk düzeyi
  21. Çeşitli  psikolojik, sosyal ya da zihinsel etmenler nedeniyle, bazı öğrencilerin yaşadıkları öğrenme güçlükleri

Görüldüğü gibi dikkat, birçok  sosyo-psikolojik ve biyo-fizyolojik değişken tarafından etkilenen bir zihinsel süreçtir. Bu nedenle dikkat konusu sadece eğitim psikolojisinin değil, aynı zamanda iletişim ve mühendislik disiplerinin de ilgi alanındadır. Ancak bu bağlamda özellikle 1950?den sonra yapılan araştırmalar, dikkatin algı ve bellek süreçlerinin işleyişi açısından da belirleyici bir öneme sahip olduğunu göstermektedir.

Dolayısıyla  başlangıçta ağırlıklı olmak nöro-fizyologlar tarafından araştırılan dikkat konusu, giderek daha çok psikolojinin  ilgi alanına girmiştir. Ayrıca öğrenme ve güdülenme  konularında yapılan araştırmalarda elde edilen bulgularda, dikkat olgusunu yeniden kavramlaştırılmasını zorunlu kılmıştır. Buna göre dikkat,aynı zamanda bir seçici sınıflama, algısal  ayırt etme ve zihinsel eşleme sürecidir.

Bu tanım dikkatin, seçici bir filtre ve süzgeç olarak işlev gördüğüne işaret etmektedir. Burada sözü edilen filtre kavramı, organizma tarafından alınan uyaranların elenip elenmeyeceğini  belirleyen değişken olarak yorumlanmalıdır. Şu halde duygusal mekanizmalarla kaydedilen bir mesajın, kısa süreli belleğe oradan da uzun süreli belleğe aktarılıp aktarılamayacağı, dikkat sürecinin işleyişine bağlıdır. Gerçektende organizma dikkat çekici bulduğu uyaranları eşleyerek , önce kısa süreli belleğe aktarır.

Burada  geçici olarak depolanan bilgiler, içsel yaşantı ve gereksinimlerle örtüştüğü oranda, ön öğrenmelerle yeniden örgütlenerek uzun süreli belleğe aktarılır. Demek ki dikkat, bir elektrik düğmesi gibi çalışmaz. Başka bir anlatımla duyusal alana giren bütün uyaranlar , aynı kolaylıkla dikkat alanına giremez. Bir uyaranın seçici dikkatle algılanması, organizmanın amaçları açısından uygunluk ve anlamlılık düzeyine bağlıdır.

Esasında dikkat sürecinin çözümlenmesi , insan doğasının anlaşılması açısından da oldukça yararlı ve öğreticidir. Geleneksel yaklaşımlar, daha çok insanın gözlenebilen edimlerini inceleyerek insan doğasını anlamaya çalışmışlardır. Ne varki davranış olarak dışa yansıyan edimler, insanın içinde bulunduğu duygusal ve düşünsel örtülerin uzantılarıdır.

Dolayısıyla davranımları yönlendiren dikkat, algı güdülenme gibi içsel yaşantılara ilişkin psikolojik süreçleri irdelemeden, insanı anlamak olanaklı değildir. Çünkü insanın davranışına yön veren , onun gereksinimleridir. Başka bir anlatımla davranış, ancak onun ortaya çıkmasına kaynaklık eden gereksinimlerin anlaşılması halinde yönetilebilir.

Hakkında İdris Gündüzalp

PdrGünlüğü sitesinin kurucu ve editörü olarak yaklaşık 6 yıldır burada yazıyorum. Uzmanlığım çocuk ve ergen psikolojisi olmakla beraber temel amacım mesleğimiz için faydalı paylaşımlarda bulunmaktır.

İlginizi Çekebilir

Ailelerin Çocukları İle İlgili Dikkat Etmeleri Gereken Noktalar 2

Çocuklarınız arasında ayırım yapmayınız. Çocukları kıskandırmayınız. Hepsine sevgi ve ilgi gösteriniz. İçinde bulundukları yaşlarda arkadaş …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir