Anasayfa / Psikoloji / Çocuk Cinsel İstismarcı Profilinde Etkin Risk Faktörleri II

Çocuk Cinsel İstismarcı Profilinde Etkin Risk Faktörleri II

Etyolojik Teoriler;

Çocukluk çağındaki sapkın cinsel davranışlara yönelik etyolojik teoriler temelde yetişkin modeller göz önüne alınarak geliştirilmiştir. Literatürde bu problemin sosyal, biyolojik ve psikolojik gibi çoklu faktörlerden etkilendiği konusunda görüş birliği mevcuttur. Yapılan çalışmalarda, cinsel istismarcı çocuk ile bireysel ailevi özellikler ve sosyoekonomik faktörler arasındaki ilişki ele alınmıştır.

Kobayashi ve arkadaşları tarafından çalışılan ?Yapısal Eşitlik? modeli, ailesel risk faktörlerinin baskın olduğu,ebeveyn sapkınlığı, fiziksel ve cinsel istismar ve ebeveyne bağlılık gibi faktörlere işaret etmektedir.Ayrıca, cinsel dürtüselliğe ve hipermasküliniteye yol açan yaşam tecrübeleri sonucunda gelişen misojinistik fantezilerin de üzerinde durulmaktadır.

Ailesel Özellikler;

Literatürde çocukları cinsel saldırgan davranış paterni gösteren aileler disfonksiyonel, rijid veya kaotik aile olarak tanımlanmıştır. Çocuklarında şiddetli davranışsal ve duygusal problem olan ailelerin benzer sosyal özelliklere sahip olduğu belirtilmektedir. Bu ailelerin genel özellikleri arasında parçalanmış aile, aile içi şiddet, madde kullanımı, zayıf ebeveyn-çocuk ilişkisi, çocuğa kötü rol model olma, ebeveynin istismar öyküsü yer almaktadır. Ek olarak bu ailelerde, açık seksüel ortam nedeniyle çocuğun cinsel aktivitelere şahit olabildiği, pornografiye, açık veya gizli cinsel istismara maruz kalabildiği belirtilmektedir.

Bu bağlamda, aile içi etkileşimin bu problemin temel kaynağı olduğu öne sürülmektedir. Amerika?da,Pithers ve arkadaşları tarafından cinsel davranış problemine sahip çocukları olan aileler üzerinde yapılandırılmış görüşme yöntemi kullanılarak standart ölçeklere göre yapılan bir çalışmada; ailelerin yoğun sosyoekonomik stres altında olduğu, bu ailelerden yaklaşık %38?nin düşük gelire sahip olup fakirlik sınırında olduğu, hemen yarısında tek ebeveyn bulunduğu tespit edilmiştir. Ailelerin önemli bir kısmında bireylerin temel ihtiyaçlarının dahi karşılanmasında zorlanıldığı anlaşılmıştır.

Ebeveynlerin ayrı olduğu parçalanmış aile modelinin etkin risk faktörlerinden biri olduğu hipotezi ile yapılan çalışmalarda, cinsel istismarcı çocukların önemli ölçüde tek ebeveynli aileye sahip oldukları, bu çocuklardan sadece %16-30?unun intakt (bütüncül çekirdek aile) aileden geldikleri tespit edilmiştir.

Kültürel ve Cinsel Yönelim-Kalıplar;

Cinsel dürtülerin/eğilimlerin cinsel suça yol açmasında etkili faktörlerden bir kısmı, edinilmiş toplumsal önyargılardan (mit-yanlış inanış) köken alır. Bu önyargılar her kesim ve her sosyal düzeyde bulunabilmektedir. Cinsel içerikli sözlü sataşma ve küfür olgusunun yaygınlığı, çocuk yaştaki bireylerde cinselliğin bir şiddet aracı ve zarar verme olarak kullanılabileceği ve cinselliğin bir güç göstergesi olduğu düşüncesini uyarmaktadır.Erkek egemen toplum yapısında, erkekliğe ilk adımın cinsel eylemle atıldığı inanışı, adölesan dönemdeki cinsel merakı da arttırarak kişiyi bu eylemi gerçekleştirme yolları aramaya sevk edecektir.

Cinsellik konusunda ailelerden ve okuldan yeterli ve doğru bilgiyi alamayan çocuklar bu konuda saplantılı davranış modeli geliştirebilmektedir. Bu noktada, çocuk yaştaki bireyler için sosyal açıdan cinsel merakı gidermenin tek çaresi akranlara veya daha küçük yaştaki bireylerle etkileşim olabilmektedir. Ek olarak,cinselliğin ön planda olduğu, bireyin cinsel nesne olarak algılandığı sosyo-kültürel ortamlarda yetişen kişilerde, cinsel istismar eğiliminin arttığı ifade edilmektedir.

Amerika?da, 30 eyalette 1600 çocuk cinsel istismarcıyı kapsayan bir çalışmada; bu kişilerden sadece üçte birinin cinsel birlikteliği karşı cinse olan sevgi, bağlılık ve ilgi olarak algıladığı, geriye kalanların önemli bir kısmının (%24) cinsel birlikteliği gücü hissetme ve kontrol aracı olarak gördüğü, azımsanmayacak bir kısmının ise öfkeyi boşaltma, diğer bireye zarar verme ve cezalandırma yöntemi olarak algıladığı dikkati çekmektedir.

Cinsel istismarın, çoğu zaman, tarihsel süreçte aktarılan toplumsal olarak öğrenilmiş bir davranış olabileceği öne sürülmektedir. Zararlı arkadaş çevrelerinde cinselliğin her ne şekilde olursa olsun mutlaka yaşanması gereken bir bireysel olgunlaşma/geçiş basamağı olduğu bireyden bireye aktarılmaktadır.Araştırmacılar bu grup eğilimini; cinsel saldırgan tavrın en iyi göstergesi olduğunu belirtmişlerdir.

Çocuk ve ergenlerin, aile ve okuldan yeterli cinsel eğitim alamadığı durumlarda, en etkin öğrenme kaynağı kitle iletişim araçları ve arkadaş çevresi olmaktadır. Kitle iletişim araçlarında erotizm çok yoğun bir şekilde verilmesi, pornografik yayınlara ulaşım kolaylığı yanı sıra sağlıklı cinsel yaşam ile ilgili eğitsel faaliyetlerin çok az olması önemli bir risk faktörü olarak karşımıza çıkmaktadır. Çocukluk çağında cinsel açıdan yoğun bir şekilde uyarılan ve bu konuda bilgi sahibi olmayan çocuk ve ergenler erken ve riskli cinsel eylemlerin faili veya mağduru olabilmektedirler.

Pornografinin çocuk cinsel istismarcı olgusunun etiyolojisindeki rolüne yönelik çalışmalar çok sık değildir.Literatürde, çocuk cinsel istismarcılardan sadece %11?inin pornografik yayınları takip etmediklerini %74?ü bu yayınların cinsel uyarılmayı belirgin olarak arttırdığını belirtmiştir. Pornografik yayınlardan etkilenen erkek ve kadın çocuk cinsel istismarcıların, bu yayınlara 5-8 yaş gibi çok küçük yaşlarda maruz kaldıkları belirtilmektedir.

Hakkında Admin

PdrGünlüğü sitesinin kurucu ve editörü olarak yaklaşık 6 yıldır burada yazıyorum. Uzmanlığım çocuk ve ergen psikolojisi olmakla beraber temel amacım mesleğimiz için faydalı paylaşımlarda bulunmaktır.

İlginizi Çekebilir

Çocuklarınızı Cinsel Tacizden Nasıl Koruyabilirsiniz

Cinsiyet toplumdaki en temel kategorilerden birisidir. Cinsiyeti belirleyen şey ise biyolojik yapıdır. Temelde cinsiyet rolleri …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir