Panik Atak Hastalığınız Var mı?

Olumsuz durumlar, sinir, strese ve depresyona neden olduğu gibi farklı psikolojik hastalıklara da yol açabiliyor! Ancak her gerginlik panik atak olmamakla beraber panik atak ciddi bir bozukluktur. Pek gerçekten panik atak olabilir misiniz?

İşte size fikir verebilecek panik atak belirtileri.

1- Çarpıntı, kalp atımlarını duyumsama ya da kalp hızında artma olması
2- Terleme
3- Titreme ya da sarsılma
4- Nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma duyumları
5- Soluğun kesilmesi
6- Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissi
7- Bulantı ya da karın ağrısı
8- Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma
10- Kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu
11- Ölüm korkusu
13- Üşüme, ürperme ya da ateş basmaları

Bu belirtilerden enaz yarısına sahipseniz bir ruh sağlığı profesyonelinden yardım almayı ihmal etmeyiniz. Panik Atak

Kadınların Ruh Sağlığı Erkeklerden Daha Bozuk

Doç. Dr. Ayşe Devrim Başterzi, AA muhabirine yaptığı açıklamalarda, cinsiyet olarak bakıldığında dünya genelinde kadınların ruh sağlığının erkeklere oranla daha fazla bozulduğunu, kadınlarda en yaygın görünen ruh hastalıklarının ise depresyon ve anksiyete (kaygı bozukluğu) olduğunu söyledi.

Ruhsal hastalıklara çok daha sık yakalanan kadınların yardım aradığını ve yardımı reddetmediğini dile getiren Başterzi, erkeklerin ise sosyal rolleri ve sorumlulukları gibi nedenlerle sağlık sektörüne ulaşmakta biraz daha zorlandıklarını kaydetti.

Başterzi, “Çalışan erkekler, özellikle yoksul çalışan erkekler, bir yerde vardiyalı olarak çalışan erkekler izin almakta ve sağlık kurumlarına gitmekte ciddi zorluk yaşayabiliyor”dedi.

Kadınların ruh sağlığının bozulmasının iki temel nedeninin “kadına yönelik şiddet ve yoksulluk” olduğuna dikkati çeken Başterzi, kadınlarda en sık görünen şiddetin fiziksel şiddet olduğunu, bunun yanında ruhsal ve ekonomik şiddete de uğradıklarını belirtti.

Nedeni şiddet ve yoksulluk
Türkiye’de 2007 yılında yapılan kapsamlı bir araştırma ile kadınların yüzde 37,6’sının aile içinde hayat boyu en az bir defa fiziksel şiddete uğradığının tespit edildiğini bildiren Başterzi, geçen yıl İngiltere’de yapılan bir araştırmada ise ülkedeki kadınların yüzde 44’ünün hayat boyu en az bir defa aile içi şiddete maruz kaldığının ortaya çıktığını söyledi.

Başterzi, “Şiddet ülkemizde de çok yoğun, belki de çok dile getirilmiyor. Çünkü bizim kültürümüzde (kol kırılır yen içinde kalır) diye bir anlayış var. Aile içi şiddetin dile getirilmesi engelleniyor. Dünya genelinde kadınların ruh sağlığı erkeklere oranla daha fazla bozuluyor. Bunun ana nedenleri kadına yönelik şiddet ve yoksulluk” diye konuştu.

Başterzi, ruh sağlığını korumanın en önemli yolunun sosyal etkileşimler olduğunun altını çizerek, şöyle devam etti:

“İnsanlar arasındaki etkileşimin ruh sağlığı açısından koruyucu etkisi var. Bu, gerek ev içi gerekse sosyal yaşamla ilişkiler. Son 20-30 yılda özellikle büyük kentlerde yaşayan insanların yalnızlaştığını ve bunun birçok soruna yol açtığını biliyoruz. Hızlanan yaşam şartlarında insanların ilişkilerine baktığımızda evden işe, işten eve giden, eve girdikten sonra televizyonu açan, birbirleriyle konuşmayan insanlarla karşılaşıyoruz. Televizyonların biraz kapatılması gerekiyor. Televizyonları kapatın, insanlarla daha çok iletişim kurun, dertlerinizi paylaşın, insanların dertlerini dinleyin, komşularınızı, akrabalarınızı ziyaret edin. Bütün bunlar ruh sağlığı için çok önemli. Hem ev içinde hem de sokakta insanların bir arada olması, park, meydan gibi kamusal alanlara sahip çıkılması daruh sağlığı açısından önemli.”

Kentlerde ve köylerde sosyal alanların da genellikle erkeklere ait olduğunu dile getiren Başterzi, köy kahvelerinin, şehirlerde spor alanlarının çoğunlukla erkeklerce kullanıldığını, kadınların sosyal alandan çıkarıldığını savundu.

İnsanların bireyselleşmesinin yoksulluğu da görünmez kıldığını ifade eden Başterzi, aynı apartmanda yaşayan insanların bile birbirini tanımadığına dikkati çekti. Başterzi, “Kocaman, büyük binalar başkalarının acılarını görmemizi engelliyor, sosyal bağları kopartıyor. Yatay binalar insan etkileşimini daha çok artırıyor” diye konuştu.

Dünyadaki yoksulların yüzde 70’inin kadın ve çocuk olduğunu ifade eden Başterzi, aynı hane içinde bile erkeğin karnının, kadın ve çocuklara göre daha iyi doyduğunu söyledi. Başterzi, yoksulluğunun da ruh sağlığı üzerinde çok önemli olumsuz etkileri bulunduğuna işaret etti.

Kişilik bozuklukları
Kadınlarda ve erkeklerde görülen kişilik bozuklukları hakkında bilgi veren Başterzi, kadınlarda sıklıkla histrionik (histerik) ve borderline (sınırda), erkeklerde ise antisosyal kişilik bozukluklarının görüldüğünü bildirdi.

Kadınlarda görülen kişilik bozukluklarının sosyal yapıyla yakından ilişkisi bulunduğunu belirten Başterzi, “Histrionik kişilik bozukluğu olan kadınlara baktığımız zaman, toplumda dikkat çekmeyi, ön planda olmayı, bunun için cinsel kimliğini öne çıkarmayı severler. Bunlar aile ve sosyal ilişkilerini etkilediği ve uzun süreli kronik bir şekilde devam ettiği zaman kişilik bozukluğundan söz edebiliriz” dedi.

Başterzi, bağımlı kişilik bozukluklarında kadınların bir başkası olmadan karar alamadığını kaydederek, çocukluk çağından itibaren yalnız kalmış, sosyal açıdan içe dönük kişilerde bağımlı kişilik bozukluğunun daha fazla görüldüğünü dile getirdi.

Sevgi ve şefkatle yetiştirilen, kendi kararlarını kendisinin alması desteklenen çocuklarda kişiliğin çok daha iyi geliştiğini vurgulayan Başterzi, “Sevgi ve şefkat gösterilmesi, her şeye evet ya da hayır denilmemesi, gereken yerlerde doğru sınırların çizilmesi, nelerde haklı olduğu ve haklı olmadığı konusunda yol gösterici olması çocuklarda kişilik gelişiminde çok önemli”diye konuştu.

Çağımızın Yeni Bağımlılığı, “Alışveriş”

Yeşilay’dan ilginç öneri: “Vitrinlere dükkân kapalıyken bakın” Son dönemde şehirlerde hızla artan alışveriş merkezleri yeni bir bağımlılık alanını ortaya çıkardı. Türkiye’de alkol, sigara ve uyuşturucu gibi maddelerle mücadele eden Yeşilay, alışveriş bağımlılığını da gündemine aldı. Yeni bağımlılık alanı ile ilgili önemli bilgiler veren Yeşilay, bağımlıları şöyle anlattı:

“Alışveriş bağımlıları dışarı çıkarlar ve sadece alırlar. Geçici bir süre için modları yükselir alma işlemi gerçekleşene kadar acele eder, panik olurlar. Satın alırken de tıpkı bir uyuşturucu ya da alkol bağımlısı gibi kafayı bulurlar, çünkü beyin her bağımlılıkta aynı maddeyi salgılar.”

Yeşilay’dan Psikoterapist Tuğçe Peker Dercan’ın “alışveriş bağımlılığı” ile ilgili hazırladığı yazıda önemli bilgilere yer verildi. Literatürde alışveriş bağımlılığına “Oniomania” adı verildiği belirtilirken, “Alışveriş bağımlılığı en az diğer bağımlılıklar kadar riskli ve acı vericidir. Finansal çöküşe, enkaz haline gelmiş ailelere, yürümeyen ilişkilere, iş ve itibar kaybına sebep olabilir” denildi.

Alışveriş bağımlılığının evrelere ayrıldığı yazıda şu ifadelere yer verildi:

“Erken evrelerde kişi bu tarz bir problemi olduğunu fark etmez. Orta evrelerde alışveriş yapmak için bahaneler bulmanın yanı sıra kişi kendini bu durumu kontrol edebileceğine inandırır. En son aşamada davranışı tamamen kötüyü kullanarak, ‘bu yaşamla başa çıkabilmek için tek yolum’, ‘bunu hak ediyorum’ gibi kendini kandırma yöntemleriyle durumun ciddiyetini inkâr eder. Bağımlılar dışarı birkaç eşya alma niyetiyle çıkar, fakat torbalarla geri dönerler. Bazı durumlarda alışveriş bağımlılarının bilinci geride kalabilir ve ‘black out’ (gözünün kararması) yaşayabilirler.”

Sürekli Görülen Depresyon Beyinde Zehir Etkisi Yapıyor

Fransız bilim adamlarının araştırması, birçok kez depresyona giren kişilerin bazı beyin faaliyetlerinin değiştiğini, bu durumun konsantrasyon, hız ve dikkati etkilediğini gösterdi.

Bilim adamları hayatı boyunca 1-5 kez depresyona giren 2 bin kişinin bilişsel becerilerini inceledi. Rakamların aralarını doldurmaya yönelik “iz sürme testine” tabi tutulan katılımcıların becerileri önce depresyondayken daha sonra hastalar iyileştiğinde değerlendirildi.

İlk ve ikinci depresyon sürecinden hemen sonra testin yapılmasının 35 saniye aldığı görüldü. Ancak 3 ya da daha fazla kez depresyona yakalananların testi bitirme süresinin 80 saniyeye kadar uzadığı saptandı.

Depresyonun, tedavi edilmemesi halinde beyinde doku bozulmalarının meydana geldiğini belirten bilim adamları, birçok kez depresyona girenlerin bu hastalığa tekrar yakalanma riskinin de bu nedenle arttığını vurguladı.

Bilim adamları, şizofreni ve bağımlılık tedavisinde sıkça uygulanan “bilişsel tedavi”nin depresyonda da kullanılabileceğine dikkati çekti. Depresyonun zamanla kötüleşen bir hastalık olduğuna açıklık getiren araştırmanın sonuçları “European Neuropsychopharmacology” dergisinde yayımlandı.

De Clérambault Sendromu (Kızkurusu Psikozu)

De Clérambault sendromu (erotomanik sanrı): de Clerambault tarafından tanımlanmış saf erotomani tablosu.

Hastada, bir kadın veya erkeğin kendisine aşık olduğu sanrısı vardır. Bunu destekleyen hiçbir davranış olmayabilir, hatta kişiler tanışmıyor dahi olabilir.

De Clérambault tarafından 1921′de tanımlanan bu sanrının temel teması başka birinin o kişiye aşık olduğu inancıdır.

Genellikle yalnız yaşayan bir kadın olan erotomanik sanrılı kişi bilinmeyen nedenlerden ötürü aşkını açıklayamayan ama ilgisini belli eden “bir erkek tarafından sevildiğine ve arzu edildiğine” inanır. Bu sevgili çoğu kez politikada sahne, sinema ya da TV’de halkın ilgisini toplayan popüler bir kişidir.

Erotomanik kişi hiç bir şeyden haberi olmayan bu insanı mektupları, telefon konuþşmaları, ziyaretleri ile herşeyin herkese açıklanması istekleri ile rahatsız edebilirler. Hatta bazen polise yada mahkemeye başvurabilirler. Adli olguların çoğu erkektir. Bazen de kişi sanrısını gizli tutabilir.

Söz konusu aşk çoğu kez kişinin kendine yönelik narsistik aşkının belirlenen bir kişiye yansıtılmasına başka bir şey deðildir.