Anasayfa / Aile / Boşanma / Boşanma Bir Son Değil Başlangıçtır

Boşanma Bir Son Değil Başlangıçtır

Boşanma, tıpkı evlilik gibi, bir başlangıçtır aslında, bir son değil! Boşanma çocuklar için olduğu kadar ayrılan eşler için de zor ve karmaşık bir süreçtir. Kızgınlık, öfke, kırgınlık, üzüntü, acı,yalnızlık terkedilmişlik,değersizlik, suçluluk ve umutsuzluk gibi depresif duygular yoğun yaşanabilir; geleceğe yönelik kaygı ve korkular doğaldır.

Bu tür yoğun ve karmaşık duyguların iç içe yaşanması bir süreliğine normal ve anlaşılabilir olmakla birlikte;gerektiğinde profesyonel yardım ve destek almak da son derece faydalıdır. Zira eski eşler kendilerini ve hayatlarını ne kadar çabuk ve ne kadar sağlıklı düzenlerlerse çocukları için de o kadar yararlı ve destekleyici olabilirler. Çünkü çocuklar sizin duygu ve davranışlarınızı, sizin tepkilerinizi referans alırlar; yeni karşılaştıkları durumun ne denli tehdit edici olup olmadığını anlamak ve anlamlandırmak için ebeveynlerinin tepkilerine bakarlar.

Sürekli ağlayan bir anne ya da sürekli öfke ve nefret kusan bir baba; çocuğa boşanmanın ve devam eden hayatın “kötü”, “zor” ya da “tehlikeli” olduğu izlenimini verirken; kararlı, kontrollü, neşeli ve çabalayan bir anne ya da baba ise her şeyin yoluna gireceği hissini verir ki bu da çocuğun esas ihtiyaç duyduğu şeydir.

Çocuk, kendisine ait olmayan ve taşıyamayacağı yüklerle karşı karşıya bırakılmamalıdır asla

Çocuklar, sıklıkla boşanmadan kendilerini suçlu ve sorumlu hissetme eğilimindedirler. Bu nedenle boşanmanın eşler arasındaki anlaşmazlıktan kaynaklandığı açıkça anlatılmalı; çocukla hiçbir ilgisinin olmadığı vurgulanmalıdır .

Boşanma sürecinde çocuklar; mahkeme, velayet, para ve eşya bölüşümü, nafaka gibi konuların tamamen dışında tutulmalı, bu konulardan haberdar edilmemelidirler. Çocuğun hangi ebeveynle kalacağı, diğer ebeveynle olan görüşme sıklığı, süresi ve düzeni, çocuğun yaşam koşulları, okul seçimi vb tüm kararlar anne ve baba tarafından verilmeli, sınır ve çerçeve onlar tarafından çizilmelidir… Ve bu kararların ve durumun sorumluluğunu anne ve baba üstlenmelidir… Çocuklar hiçbir şekilde arada bırakılmamalıdır…

Rutin, net ve değişmeyen bir düzen çok önemlidir.

Çocuklar, hayat onlar için “öngörülebilir” ve “kontrol edilebilir” olduğunda, hayatlarında bir yapı ve düzen olduğunda, belirli ve tutarlı sınırların varlığında güvenli ve huzurlu hissedebilirler.Bu nedenle, çocuğun anne / babasıyla hangi günler, kaç saat görüşeceği net olmalı ve bu rutin olarak aynı şekilde devam etmelidir.

Ebeveyn ne zaman isterse veya özlerse, çocuk ne zaman isterse ya da na zaman müsait olunursa değil,önceden belirlenen gün ve saatte görüşmeler gerçekleşmelidir… Görüşme günlerinde anne, baba ve çocuk aynı tablo içinde yer almamalıdır… Bu, çocuk için son derece kafa karıştırıcı ve zarar verici olabilir.Çocuğun zaten varolan ve belki de hep varolacak olan “bir gün annem ve babam bir araya gelecekler ve hep beraber olacağız” fantazisi, böyle bir durum da iyice pekişir; ve çocuk için karmaşa yaratır, adapte olmasını zorlaştırır.

Çocuğa, boşanmış bir anne-babanın çocuğu olmayı çevresini etkilemek ve istediğini elde etmek için bir silah olarak kullanmasına imkan vermeyin. Çocuğu “şımartmak” ya da gereksiz tavizler vermek çocuğun boşanmadan alacağı olası hasarı azaltmaz, bilakis arttırır ve sağlıklı gelişimini sabote eder !

Rüzgar ekerseniz fırtına biçersiniz

Hayata ne verirsek hayattan onu alırız… Yansıttığınız kin ve nefret size kızgınlık ve öfke olarak geri döner! Çocuklarda suçluluğu ve sorumluluğu üstlenmek ve madur olanı korumak gibi bir doğal eğilim vardır; ve kendilerine ait olmayan suçlulukları bile çok çabuk içselleştirebilirler… Bu nedenle çocuklara, anne veya babaları hakkında söyleyeceğiniz en ufak olumsuz şeyler dahi onlarda telafisi zor yaralar açmakla kalmaz,size karşı da öfke ve nefret duymalarına ve sizden uzaklaşmalarına neden olur.

Büyükler bu tür olumsuz ve sağlıksız sözleri gerekçelendirmeye çalışırken “çocuk, anne / babadan soğusun da aramasın, yokluğunu hissetmesin, dünyası bölünmesin” gibi sözde bir “iyi niyet” öne sürüyor olsalar da,bu sözler çocuğu asla teselli etmeyeceği gibi onda değersizlik, terkedilmişlik ve suçluluk duygularının yerleşmesine neden olur; hem çocuğa zarar verir hem de çocuğun o duyguları size yansıtmasına ve sizden uzaklaşmasına neden olur:”Anneannemden nefret ediyorum, hep babamla ilgili kötü şeyler söylüyor”,”Halam, annemin kötü bir kadın olduğunu söylüyor; halamı hiç sevmiyorum” gibi cümleleri duymak kaçınılmaz bir hal alır.

Hakkında İdris Gündüzalp

PdrGünlüğü sitesinin kurucu ve editörü olarak yaklaşık 6 yıldır burada yazıyorum. Uzmanlığım çocuk ve ergen psikolojisi olmakla beraber temel amacım mesleğimiz için faydalı paylaşımlarda bulunmaktır.

İlginizi Çekebilir

Çocuklar Ekran Bağımlısı Oluyor

Prof. Dr. Haluk Yavuzer, ekran bağımlılığının, madde bağımlılığı kadar tehlikeli olduğunu belirtti. Ekrandaki görüntülerde hareketlilik …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir