Anasayfa / Aile / Cinsel Yaşam / Azalmış Cinsel İstek Bozuklukları ve Özellikleri

Azalmış Cinsel İstek Bozuklukları ve Özellikleri

Kadınlarda en sık yaşanan cinsel işlev bozukluğu, azalmış cinsel ilgi ve istek bozukluğudur. Ancak bu bozukluğun tanımını yapmadan önce objektif olarak ölçülemeyen cinsel isteğin “normal” düzeyinin henüz tanımlanamadığını da bilmemiz gerekir. Çünkü cinsel istek kişiden kişiye değişebilecek olduğu gibi aynı kişide farklı zamanlarda cinsel ilgi ve isteğin farklı düzeylerde olabileceği unutulmamalıdır.

Azalmış Cinsel İstek Bozukluğu, DSMIV’e göre sürekli olarak ya da yineleyici bir biçimde, cinsel fantazilerin ve cinsel etkinlikte bulunma isteğinin az olması (ya da hiç olmaması) olarak tanımlanmaktadır.Değerlendirme Cinsel İlgi ve İstek sorunu olan kişinin yaşı, yaşam koşulları, genel sağlığı ve sorun oluşmadan önceki cinsel isteği gibi etkenler de gözönüne alınarak yapılmalıdır.

Cinsel istek bozukluğu kadınlarda puberte döneminden başlayarak devam eden primer bir sorun olarak ortaya çıkabileceği gibi yaşamın herhangi bir döneminde cinsel partnerle yaşanan genel ilişkideki sorunlar,depresyon gibi psikolojik bozukluklar, gebelik, doğum, psikolojik travma ya da ilaca bağlı belirgin bir neden veya durum sonucu sekonder bir sorun olarak da ortaya çıkabilmektedir.

Kadının eşi ile cinsel yaşamı dışındaki ilişkilerinde herhangi bir sorun varsa, örneğin görücü usulü evlilik nedeni ile eşini arzu etmiyorsa, evlilik dışı bir ilişkinin varlığı söz konusu ise cinsel istek bozukluğu,sadece eşi ile ilişkisinde, duruma bağlı olarak oluşur. Çözülmemiş çatışmaların ve mutsuzluğun olduğu bir ilişkide kadının cinsel isteği de olumsuz etkilenmektedir.

Cinsel istek azlığının kadındaki değerlendirilmesi sırasında dikkat edilmesi gereken diğer bir nokta da cinsel isteksizliğin oluştuğu ortamdır. Sorunu yaşayan kadının cinsel içerikli hayal ve düşüncelerinin, karşı cinse olan ilgisinin, masturbasyon yapma sıklığının cinsel partnerle yaşadığı ilişki sıklığından bağımsız olarak araştırılması gerekir.

Sorunun başlangıçtan itibaren primer mi yoksa daha sonraki yaşam olaylarına bağlı olarak sekonder mi geliştiği, belli bir duruma veya kişiye yönelik durumsal veya total (tüm cinsel aktivitelere karşı) olduğunu anlamak için yapılacak değerlendirme sırasında kadının cinsel istek azlığını ne derece sorun olarak gördüğü de önemlidir. Bazen kadınlar cinsel aktiviteye cinsel istekleri olduğu halde katılmayabilirler veya cinsel istekleri olmadığı halde katılabilirler.

Buradaki en temel neden, cinsel yaşamı olumsuz olarak etkileyen bir takım yanlış inançların varlığıdır.Özellikle “sevişmeyi başlatan kadın azgın ve istenen bir kadın değildir” cinsel mitine olan inancın,kadınların cinsel aktiviteye başlamalarına engel olduğu bir gerçektir; ancak bu kadınlar eşleri tarafından başlatılan aktivitelerde yer alabilmekte, herhangi bir uyarılma veya orgazm sorunu yaşamamaktadırlar. Diğer taraftan, toplumumuzda halâ kadının kocasına karşı görevlerinden birinin, onunla cinsel ilişkiye sadece kocası istediği için girmesi gerektiğine olan inancı, özünde keyifli bir aktivitenin bir iş ve hatta bir işkence olarak görülmesine neden olmaktadır.

Böyle durumlarda soruna yönelik başvurular kadının cinselliği bir görev bilinciyle yerine getirmesinden dolayı yakınma olarak karşımıza çıkmamakta, dolayısıyla sorunu olan kadının gerçek tedavi motivasyonu hakkında terapiste bilgi vermektedir. Bu olumsuz düşünce ve inanışlar doğuştan varolan cinsel dürtülerin, zaman içinde geliştirdiğimiz cinsellikle ilgili bilgi, tutum ve deneyimlerimizle nasıl biçimlendiğini göstermektedir.

Cinsel istekleri farklı düzeyde olan eşler arasında belli bir uzlaşma ile cinsel aktiviteye katılım iki tarafın da kabul edebileceği düzeye çekilmeli, yani tedaviye öncelikle cinsel yönden geride kalan eşin hızında başlanılmalı, yavaş yavaş her iki eşin tatmin olabileceği bir düzeyi sağlamaya yönelik teknikler verilmelidir.

Cinsel istek azlığı olan bazı kadınların tüm çabalara rağmen cinsel ilgi ve isteklerinde artış görülmemektedir. Bu tür vakaların, isteksizlik nedeniyle, uyarılma ve daha sonra da orgazma ulaşma aşamalarında da şikayetlerle karşılaşılmaktadır.

Cinsel istek azlığından şikayet eden kişinin yaşı da dikkat edilmesi gereken faktörlerden biridir. Yaşın ilerlemesi ile birlikte meydana gelen biyolojik değişim, cinsel istek azlığı yaratmaktadır. Özellikle, menapoz ve öncesi-sonrası(15) oluşan hormonal değişim, vulvada ve vajende atrofi, vajinanın salgılarında azalma ve sonuçta vajinada kuruluğa ve hatta ilişki sırasında ağrıya neden olmaktadır.

Bir kadının düzenli adet görmesinin birçok kültürde doğurganlığın ve dişiliğin tanımı olarak algılanması,menapozun da “kadınlığın kaybedilmesi” gibi düşünülmesine ve hatta buna bağlı olarak “bu yaştan sonra” cinselliğin yaşanmasının da hoş olmayacağı gibi olumsuz inançlara yol açmaktadır.Dolayısıyla, cinsel istek azlığı söz konusu olsa bile bu dönemde sorun olarak algılanmamakta ve bu amaçla tedaviye başvurulmamaktadır.

Cinsel istek azlığına sebep olan etkenlerden diğerleri de kullanılan ilaçlar (psikiyatrik bozuklukların tedavisinde kullanılan ilaçlar, doğum kontrol hapları, tansiyon ilaçları), bazı bedensel hastalıklar (diabet,yüksek tansiyon gibi), alkol kullanımı, kanser tedavileri(15,17) ve erken yaşam deneyimleri içinde herhangi bir cinsel taciz ve tecavüz öyküsünün varlığıdır.

Cinsel içerikli travma öyküsü olan kadının daha sonraki her cinsel yaşantısını geçmişte yaşadığı tecavüz sahneleri ile bağdaştırması cinsel aktivitelerden ve yakınlaşmalardan uzak durmasına neden olmaktadır,aynı zamanda bu tarz travmaların “Cinsel Tiksinti Bozukluğu”na da neden olduğu bilinmektedir.Dolayısıyla sorunu olan kadından değerlendirme amaçlı alınan öyküde bu etkenler de göz önüne alınmalıdır.

Azalmış cinsel istek bozukluğu tedavilerinden kısmen sonuç alınmaktadır. Eğer azalmış cinsel istek bozukluğu tıbbi nedenlere dayalı ise, tedaviye bu noktadan başlamak gerekir. Eğer sorun eş ile yaşanan ilişkideki problemlerden dolayı ortaya çıkmışsa cinsel tedavi çift terapisi ile birlikte sürdürülür, bu arada cinsellikle ilgili olumsuz düşünceler ve yanlış inançlar da terapide ele alınır, temel bilgilendirme ile birlikte yanlış davranış kalıpları da değiştirilir.

Hakkında Admin

PdrGünlüğü sitesinin kurucu ve editörü olarak yaklaşık 6 yıldır burada yazıyorum. Uzmanlığım çocuk ve ergen psikolojisi olmakla beraber temel amacım mesleğimiz için faydalı paylaşımlarda bulunmaktır.

İlginizi Çekebilir

Konversiyon-Histeri Bozukluğu ve Özellikleri ?

Steadman Tıp Sözlüğünde somatizasyonun kelime anlamı stresin fiziksel belirtilere dönüştürülmesi olarak tanımlanmaktadır. Yani, bedensel belirtilerle …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir